بسم الله الرحمن الرحيم

17 Aralık 2007 Pazartesi

Peygamber'den Nasihatler

"1. Cimrilikten sakinin. Zira sizden oncekiler ancak cimrilikleri yuzunden helak oldu. Onlar cimrilikle emrettiler de diger kimseler de cimri oldular. Onlar silai rahimi kesmekle emrettiler, digerlerini de kestiler. Ve onlar facirlikle emrettiler, oburleri de facir oldular.
Ravi: Hz. Abdullah Ibni Amr (r.a.)
2. Yalandan sakinin. Zira yalan fucura goturur. Fucur ise atese gorurur. Muhakkak ki adam yalan soyler ve yalan soylemekte devam ederse Allah indinde 'cok yalanci' olarak yazilir. Size dogrulugu tavsiye ederim. Zira dogruluk iyilige goturur. Ve iyilik de Cennete goturur. Muhakkak ki adam dogru konusur ve dogruluga devam ederse Allah indinde 'Siddik' diye yazilir.
Ravi: Hz. Ibni Mes'ud (r.anhuma)
3. Dinde ifrattan (asiriliktan) sakininiz. Sizden oncekiler, ancak dinde ifradlari dolayisiyla helak oldular.
Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)
4. Yalan mersiyeden sakininiz. Zira bu, cahiliyet amellerindendir.(Oluyu yalan sozlerle methetmek)
Ravi: Hz. Ibni Mes'ud (r.anhuma)
5. Soyunmaktan sakinin: Zira, suphesiz sizden ayrilmayan ve sizinle beraber olanlar vardir. Onlar ancak def-i hacet zamaninda, bir de haniminiza yakin oldugunuzda ayrilirlar. Oyleyse onlardan haya edin ve onlara ikram edin.
Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma").
İSLAM: Peygamber'den Nasihatler:

16 Aralık 2007 Pazar

Müslüman Dostlarını Tanır

"بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir…BAkara/28).
Dinlerine ve Milletlerine,uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır.(Bakare/120)
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.(Maide/51)
Sizin dininize uyanlardan baş ka hiçbir kimseye inanmayın. (Âli İmran/73)
Devamı İçin>>CİHAD: Müslüman Dostlarını Tanır:

HAC: Haccın Şartları

HAC: Haccın Şartları

TEFEKKÜR: Nuh (as).Karısını Kurtaramadı

TEFEKKÜR: Nuh (as).Karısını Kurtaramadı: "Nuh (as).Karısını Kurtaramadı
29.33. Elçilerimiz Lût'a gelince, Lût onlar hakkında tasalandı ve (onları korumak için) ne yapacağını bilemedi. Ona: Korkma, tasalanma! Çünkü biz seni de aileni de kurtaracağız. Yalnız, (azapta) kalacaklar arasında bulunan karın müstesna, dediler."

16 Kasım 2007 Cuma

HADİS LOĞATI

Hadis-i Şerif Lugatı
Hadîs Âlimi (Muhaddis):
Hadîs-i şerîf sahasında mütehassıs kimse. Çok sayıda hadîs toplayıp, senet ve metinleriyle ezberleyen, râvilerin cerh ve ta'dîl (güvenilir olup olmadıkları) noktasından durumlarını bilen, bu ilimde ihtisas kazanıp kitaplar yazmış olan âlim. Muhaddisin çoğulu muhaddisîn'dir.

Hadîs İmâmı:
Üç yüz binden çok hadîs-i şerîfi, râvîleri (rivâyet edenleri, nakledenleri) ile birlikte bilen büyük hadis âlimi. Buna, hadîs müctehidi de denir.

Hadîs-i Âhâd:
Hep bir kimse tarafından rivâyet edilen, bildirilen, müsned-i muttasıl (Resûlullah efendimize varıncaya kadar, rivâyet edenlerden yâni nakledenlerden hiçbiri noksan olmayan) hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Âmm:
Herkes için söylenmiş hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Cibrîl:
Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf.

Hadîs-i Garîb:
Yalnız bir kişinin bildirdiği sahîh hadîs. Yahut, aradaki râvîlerden (nakledenlerden) birine, bir hadîs âliminin muhâlefet ettiği hadîs.

Hadîs-i Hâs:
Bir kimse için söylenmiş hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Hasen:
Bildirenler (râvîler) sâdık (doğru) ve emîn (güvenilir) olmakla beraber hâfızası, anlayışı sahîh hadîsleri bildirenler kadar kuvvetli olmayan kimselerin bildirdiği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Kavî:
Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Kudsî:
Mânâsı, Allahü teâlâ tarafından, kelimeleri ise, Resûl-i ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem tarafından olan hadîs-i şerîfler. Hadîs-i kudsîleri söylerken, Peygamber efendimizi bir nûr kaplardı ve bu, hâlinden belli olurdu. (Abdülhak Dehlevî)

Hadîs-i Maktû':
Söyleyenleri (râvîleri), Tâbiîn-i kirâmakadar bilinip, Tâbiîn'den rivâyet olunan hadîs-i şerîfler. Tâbiîn'den rivâyet edilen, bildirilen maktû' hadîslerin sonraki râvîleri (nakledenleri) Ehl-i sünnet âlimlerinden iseler, bunlar hakîkaten hadîs-i maktû'dur. Mevdû sanmamalıdır. (İbn-i Kudâme-Buhârî)

Hadîs-i Mensûh:
Peygamber efendimiz tarafından ilk zamanda söylenip, sonra değiştirilen hadîsler.

Hadîs-i Merdûd:
Mânâsı olmayan ve rivâyet şartlarını taşımayan söz.

Hadîs-i Meşhûr:
İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mevdû:
Bir hadîs imâmının şartlarına uymayan hadîs-i şerîfler. Bir müctehid (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden hüküm çıkaran âlim), bir hadîsin sahîh (doğru) olması için, lüzûm gördüğü şartları taşımıyan bir hadîs için; "Benim mezhebimin usûlünün kâidelerine göre mevdûdur" der. Yoksa; "Resûlullah'ın sallallah ü aleyhi ve sellem sözü değildir" demez. (Dâvûd-ül-Karsî)

Hadîs-i Mevkûf:
Eshâb-ı kirâma kadar râvîleri (nakledenleri) hep bildirilip, sahâbî olan râvînin, Resûl-i ekremden işittim demeyip, böyle buyurmuş dediği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mevsûl:
Sahâbînin (Resûlullah efendimizin arkadaşları); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdiği hadîs-i şerîfler. Bunda, Resûl-i ekreme kadar rivâyet edenlerin hiç birinde kesinti olmaz.

Hadîs-i Muddarib:
Kitab yazanlara, çeşitli yollardan, birbirine uymayan şekilde bildirilen hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Muhkem:
Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mu'allak:
Baştan bir veya birkaç râvîsi(rivâyet edeni, nakledeni) veya hiçbir râvîsi belli olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Munfasıl:
Aradaki râvîlerden (nakledenlerden), birden ziyâdesi (fazlası) unutulmuş olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müfterâ:
Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri. Ehl-i sünnet âlimleri (Resûlullah efendimiz, dört halîfesinin ve ashâbının arkadaşlarının yolunda olan âlimler), müfterâ hadîsleri aramış, bulmuş ve ayırmışlardır. Din büyüklerinin kitablarında böyle sözlerden hiçbiri yoktur.

Hadîs-i Mürsel:
Sahâbe-i kirâmın ismi söylenmeyip, Tâbiîn'den (Sahâbeyi görenlerden) birinin, doğruca Resûl-i ekrem buyurdu ki dediği hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müsned-i Münkatı':
Sahâbîden başka bir veya birkaç râvîsi (nakledeni) bildirilmeyen hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müsned-i Muttasıl:
Peygamber efendimize kadar râvîlerden (nakledenlerden) hiçbiri noksan olmayan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müstefîz (Müstefîd):
Söyleyenleri üçten çok olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Müteşâbîh:
Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtâç olan hadîs-i şerîfler.

Hadîs-i Mütevâtir:
Bir çok Sahâbînin Peygamber efendimizden ve başka bir çok kimsenin de bunlardan işittiği ve kitâba yazılıncaya kadar, böyle pek çok kimsenin haber verdiği hadîs-i şerîfler. Mütevâtir hadîsleri rivâyet edenlerin yalan üzerinde sözbirliği yapmaları müm kün değildir. Hadîs-i mütevâtire muhakkak inanmak ve bildirilenleri yapmak lâzımdır. İnanmayan kâfir olur, îmânı gider. (İbn-i Âbidîn)

Hadîs-i Nâsih:
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.

Hadîs-i Sahîh:
Âdil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivâyet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevâtir (bir çok sahâbînin rivâyet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bulan) hadîsler.

Hadîs-i Şâz:
Bir kimsenin, bir hadîs âliminden işittim dediği hadîs-i şerîfler. Hadîs-i şâzlar kabûl edilir, fakat sened (vesîka) olamazlar. Âlim denilen kimse meşhûr bir zât değilse, kabûl olunmazlar.

Hadîs-i Zaîf:
Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler. Zaîf hadîsi bildirenlerden birinin hâfızası, adâleti gevşek olur veya îtikâdında (inancında) şübhe bulunur. Zaîf hadîslere göre fazla ibâdet yapılır; fakat ictihâdda bunlara dayanılmaz.

15 Ekim 2007 Pazartesi

KÜFÜR,Hakta Şüphe Etme Küfrü

Allah (c.c)şöyle buyuruyor:
“(Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiç bir zaman yok olacağını sanmam. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki (orada) bundan daha hayırlı bir akibet bulurum. Karşılıklı konuştuğu arkadaşı ona hitaben dedi ki: “Sen, seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra da seni bir adam biçimine sokan Allah’ı mı inkar etmek istedin. Fakat O, benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.” (Kehf: 35-38)
İbn Kayyım dedi ki:
“Şüphe küfründe ise kişi, ne tam olarak bir şeyin doğruluğuna inanır ne de onu yalanlar. Sadece onda şüphe eder. Şayet şüphe içinde olan kişi, rasulün doğruluğunu bildiren ayetleri okumaktan, dinlemekten ve düşünmekten yüz çevirmezse, şüphesi ortadan kalkar. Bu ayetleri okuyan, dinleyen ve düşünen kişide şüphe kalmaz. Çünkü bunların doğruluğa delalet etmesi, güneşin gündüze delalet etmesi gibidir.” (Medaricu’s-Salikiyn c: 1, s: 338)

KÜFÜR,Cehalet Küfrü

Cehalet küfrü iki çeşittir.
a) - Basit cehalet: Bazı fetret ehillerinde ve kendisine davet ulaşmayanlarda olduğu gibi, baştan olayı (hakkı) duymamak.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“İnkar edenleri uyarsan da uyarmasan da birdir onlar iman etmezler.” (Bakara: 6)
Bu ayeti kerimede Allah (c.c), risaletten ve hüccetin ikame edilmesinden önce kafirlikleri belli olan bir kavimden bahsediyor. Onlardan bir kısmı kendilerine hüccet ikame edildikten sonra iman etmiş, bazıları ise küfürde devam etmişlerdir.
İbni Kayyım (r.a) şöyle diyor:
“İslam; Allah (c.c)’ı birlemek, tek olan ve şeriki olmayan Allah (c.c)’a ibadet etmek, Allah (c.c)’a, rasulune ve rasulün bildirdiklerine iman edip tabi olmaktır. Bunları yerine getirmeyen kul, müslüman değildir. Şayet bunları yerine getirmeyen, bilerek inkar eden inatçı kafir değilse, o taktirde cahil kafirdir.” (Tariku’l Hicreteyn s: 382)
Risalet hücceti ikame edilmeden veya tebliğ ulaşmadan önce de küfür ve şirk işleyenin, müşrik ve kafir olarak isimlendirildiğine dair bir çok delil vardır. Daha önce bunların bir kısmını açıklamıştık.
b) - Koyu cehalet: Bu cehalet türü ise; kişinin bir şeye gerçekte olduğundan başka bir şekilde iman etmesidir. Mesela; başlangıçta İsa (a.s)’a iman edip daha sonra sapan, akideleri ve düşünceleri bozulan hristiyanları, onlara benzeyen fakat kendilerini İslama nisbet edip de tağutlara ve yıldızlara tapanları, vahdeti vucütçuları, hulul ve ittihad inancına sahip olanları, evliyalara şeyhlere tapanları ve bunlar gibi bozuk akidelere sahip olanları gösterebiliriz.
İbn Teymiye (r.a) dedi ki:
“Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Yahudiler gazaba uğramışlar hristiyanlar ise sapmışlardır.” Çünkü yahudiler hakkı, oğullarını bildikleri gibi biliyorlardı. Fakat hakka tabi olmamışlardı. Onların kibir ve hasetleri, hakkı görmemezlikten gelip düşmanlık etmelerine sebep oldu. Hristiyanlara gelince, onların içinde Allah (c.c)’a çok ibadet eden kişiler vardır. Ayrıca onların kalbi daha ince ve merhametlidir. Ruhbaniyyeti icad etmişlerdir. Fakat onlarda ilim yoktur. Bu yüzden sapmışlardır. Yahudiler hakkı bildikleri halde tabi olmazlar, hristiyanlar ise hakka tabi olmak istedikleri halde cehaletlerinden dolayı sapmışlardır. Cehaletlerinin yanında bunların sapmalarının diğer bir sebebi ise zanlarına ve hevalarına tabi olmalarıdır. Bu sebeple, gerçekte ne yararlanılacak faydalı bir bilgiye ne de Allah (c.c)’a ibadet isteğine sahiptirler...” (El-İman’il Evsat risalesi s: 70-71)

KÜFÜR,Yüz Çevirme Küfrü

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkar edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.” (Ahkaf: 3)
İbni Kayyım dedi ki:
“Yüz çevirme küfrüne gelince; kişi, kulağı ve kalbiyle rasulü ne tasdik eder ne de yalanlar. Ne dost edinir ne de düşman. Hiç bir zaman ona gelen şeye kulak vermez. Tıpkı Beni Abd Yaleyl’den birinin Rasulullah (s.a.s)’a dediği gibi:
“Vallahi sana bir tek kelime bile söylemeyeceğim. Eğer sen doğru söylüyorsan, sen benim gözümde sana cevap veremeyeceğim kadar yücesin. Eğer yalancı isen seninle konuşulmayacak kadar aşağılık birisin.” (Medaricu’s-Salikiyn c: 1, s: 338)

KÜFÜR,Nifak Küfrü

Bu küfür türü, kişinin kalbiyle inanmadığı halde zahirde diliyle tasdik ettiğini söylemesi, diliyle ve hareketleriyle hakka bağlanmış gibi görünmesidir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“İnsanlardan bazıları, inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. Onlar Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir.” (Bakara: 8-9)
“Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkar etmelerindendir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.” (Munafikun: 2-3)

KÜFÜR,İnad Ve Kibirlenme Küfrü

Bu; kişinin hakkı bilip kalben doğruluğuna inandığı, dili ve kalbiyle doğruladığı halde hakka boyun eğmekten, onu uygulamaktan, kalbi ve uzuvlarıyla ona teslim olmaktan kaçınmasıdır.
Mearic el Kabul kitabının yazarı şöyle diyor:
“Kalbiyle doğruluğunu bilip diliyle itiraf ettiği halde kalp ve uzuvlar bunu pratikte amellerle desteklemezse bu inad ve kibirlenme küfrü olur. İblisin ve rasulün hak olduğunu bildiği halde onu kabul etmiyen yahudilerin çoğunun küfrü bu türdendir. Huyey b. Ahtab, Ka’b b. El Eşref ve diğerlerinin ve inad ile kibirden dolayı namazı terkedenin küfrü de bu türdendir.” (Mearic el Kabul c: 2 s: 19)
İbni Kayyım dedi ki:
“Kibirlenme ve yüz çevirme küfrüne gelince; iblisin küfrü bu türdendir. Çünkü o Allah’ın emrini inkar etmedi, inkarla karşılık vermedi. Emir karşısında kibirlenip yüz çevirdi. Ayrıca rasulün, Allah (c.c) katından hak ile geldiğini bildiği halde, yüz çevirip kibirlenerek ona tabi olmayan kişinin küfrü de bu türdendir. Zaten Rasulullah (s.a.s)’a düşman olan ve ona karşı çıkanların çoğunun küfrü bu türdendir. Tıpkı Allah (c.c)’nun Firavun ve kavmi hakkında anlattığı gibi:
“Kavimleri bize ibadet edip dururken bizim gibi iki insana mı inanacağız.” (Mü’minun: 47)
Allah (c.c) rasullere karşı çıkanların, rasullerine şöyle dediklerini bildiriyor:
“Sizler de ancak bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz.” (İbrahim: 10)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Ama onlar, onu yalanladılar.” (Şems: 11)
Allah (c.c)’nun şu ayetinde buyurduğu gibi yahudilerin küfrü de bu türdendir.
“(Tevrattan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince, onu inkar ettiler.” (Bakara: 89)
Allah (c.c) ayrıca onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara: 146)
Ebu Talibi’in küfrü de bu türdendir. Çünkü o, Rasulullah (s.a.s)’i doğrulamış, onun doğruluğunda şüphe etmemiş fakat kabilesine ve ailesine aşırı bağlılığı, babalarını yüceltmesi, onların milletinden yani tabi oldukları şeylerden yüz çevirmek ve onları tekfir etmek istememesi yüzünden İslam’a girmemiştir.” (Medaricüs Salikin c: 1, s: 337)
Dikkat edilirse, bu son küfür çeşidinin de bundan önceki küfür çeşitlerinin de meydana geliş sebebi, hakka boyun eğmemek ve ona teslim olmamaktır. Hakkı kabul etmemek ise kendini şu şekillerde gösterir: Kişi ya hakkı, doğru olduğunu kabul etmeyerek reddeder ki, bu inkar küfrüdür ya da kendisinin hakka uymayacağını açıkça ilan eder ki, bu da kibirlenme küfrüdür.

Hakimiyeti Sadece Allah (c.c)'a Has Kılmak

Hayatın her yönünde sadece Allah’ın hükmü uygulanmadıkça İslam tahakkuk etmiş olmaz. Kişinin müslüman olabilmesi için hayatının her alanında sadece Allah (c.c)’ın hükmünü uygulayıp kabul etmesi gerekir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“De ki: Ey kitap ehli! Yalnız Allah’a kulluk etmemiz, O’na hiç bir şeyi ortak koşmamak ve Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin arasındaki müşterek bir söze gelin! Eğer yüz çevirirlerse, bizim müslüman olduğumuza şahid olun, deyin.” (Al-i İmran: 64)
İmam Taberi bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Allah (c.c) bu ayette şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed! Kitap ehline yani, yahudi ve hristiyanlara şöyle de: “Müşterek bir söze gelin.” Yani; aramızda müşterek olan adaletli bir söze gelin. Adaletli sözden kasıt; Allah’ı birlemek, O’ndan başkasına ibadet etmemek, O’ndan başkasına ibadet edenlerden beri ve uzak olmak ve hiç bir şeyi O’na ortak koşmamaktır.
“Birbirimizi rab olarak benimsememek.” Yani; Allah’a isyan konusunda birbirimize itaat etmeyelim ve birbirimize Allaha secde ettiğimiz gibi secde etmeyelim.
“Eğer yüz çevirirlerse” yani; onların gelmeleri için emrettiğimiz bu adaletli sözden yüz çevirip gelmezlerse, o zaman ey mü’minler! Bu adaletli sözden yüz çevirip gelmeyenlere şöyle deyin: “Şahit olunuz ki biz müslümanız.”
Onları rab edinmekten kasıt; Allah’ın yasaklarını ihlal etmede liderlere tabi olup emirlerini dinlemek ve liderlerin yasakladığı şeylerde onlara itaat etmektir. Allah (c.c)’nun aşağıdaki ayette buyurduğu gibi:
“Allah’ı bırakıp, din adamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa onlar ancak tek ilaha kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, bunların ortak koştuklarından beridir.” (Tevbe: 31)
İbin Cerir Taberi, İbni Cureyc’den şöyle nakletmiştir:
“Birbirimizi rab edinmemek üzere.” İbni Cerir şöyle dedi: “Yani Allah’ın yasaklarını ihlal konusunda birbirimize itaat etmeyelim. Şöyle de denilebilir: Onları rab edinmek, ibadet meseleleri hariç, insanların Allah’ın yasaklarını ihlal konusunda liderlerine büyüklerine itaat etmeleridir. Onlara namaz kılmasalar bile...
“Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin!” Ayetin bu bölümünün manası ise şöyledir. Eğer adaletli söze çağırdığınız o kimseler, bu sözden yüz çevirip küfrü seçerlerse ey mü’minler! Siz onlara şöyle deyin: “Kabul etmeyip yüz çevirdiğiniz Allah’ı tevhid etmeyi, ibadeti O’na has kılmayı, O’nun tek ilah olduğunu ve O’nun hiçbir ortağı olmadığını biz kabul ediyoruz, buna şahit olun.Yani biz, hem dilimizle hem de kalbimizle Allah (c.c)’a boyun eğerek ibadeti sadece O’na yapıyoruz ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmuyoruz.” (Taberi Tefsiri)
İmam Kurtubi bu ayet hakkında şöyle dedi:
1 - Hasan b. Zeyd ve Süddi’ye göre ayetteki hitap Necran ahalisinedir. Katade, İbn Cüreyc ve başkalarına göre hitap Medine yahudilerinedir. Çünkü onlar din adamlarını itaat konusunda rab seviyesine çıkardılar. Başka alimlere göre ise bu hitap hem yahudilere, hem hristiyanlaradır. Rasulullah (s.a.s) Hırakl’e gönderdiği mektupta şöyle yazdırdı:
“Bismillahirrahmanirrahim!
Allah (c.c)’ın Rasulü Muhammed’den Rumun büyüğü Hırakl’e…
Hidayete uyanlara selam olsun! Ben seni İslama çağırıyorum. Müslüman ol ki selamete eresin. Müslüman ol ki Allah (c.c) senin ecrini iki kat versin. Eğer İslamdan yüz çevirirsen günahınla beraber hıristiyan çiftçilerin günahı da senin boynunadır.
“Ey Kitap ehli! Yalnız Allah’a kulluk etmemiz, O’ na hiç bir şeyi ortak koşmamak ve Allahı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere sizinle bizim aramızdaki müşterek bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun, deyin.” (Al-i İmran: 64) (Müslim)
2 - “Allah (c.c)’tan başka birbirimizi rab olarak benimsememek üzere...” Yani; herhangi birimize, helali haram, haramı helal yapma konusunda tabi olup itaat etmeyelim. Bu Allah (c.c)’nun şu sözüne benzemektedir:
“Allah’ı bırakıp din adamlarını, rahiplerini....rab edindiler.” Yani; Allah (c.c)’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılma konusunda onlara itaat ederek onları rab seviyesine çıkarttılar.
3 - “Yüz çevirirlerse...” Yani; çağrılan şeylerden yüz çevirip kabul etmezlerse onlara “bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin” yani; biz müslümanız, İslam’ın hükümlerine boyun eğdik, Allah’ın bizim üzerimizdeki nimetlerini ve fazlını kabul ettik. O’ndan başka hiç bir şeyi; ne İsa’yı ne Uzeyr’i ne de melekleri rab edinmeyiz. Çünkü onların hepsi de bizim gibi Allahın yarattığı birer varlıktır.Yine Allahın helalini haram haramını helal kılan rahiplerin bu yaptığını reddederiz. Eğer bu konuda onlara itaat edersek onları Allah’tan başka rab edinmiş oluruz.” (Kurtubi Tefsiri)
İbni Kesir, aşağıdaki ayetin tefsirinde şöyle dedi:
“Ey kitap ehli!... Müşterek olan söze gelin.” Ayetteki bu hitap; ehli kitap ve ona benzer kişileredir. Müşterek olan sözden kasıt; ikimizin de söylediği ve kabul ettiği adaletli sözdür. Sonra Allah (c.c) bu sözü açıklayarak şöyle buyuruyor:
“Birbirimizi rab edinmemek üzere…” Yani; ne puta ne haça ne tağuta ne ateşe ne de herhangi bir şeye tapmayalım. İbadeti sadece tek olan ve ortağı olmayan Allah’a has kılalım. Bu; bütün rasullerin ilk çağırdığı şeydir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak biz her ümmete Allaha ibadet edin, tağuttan kaçının demesi için bir rasul gönderdik.” (Nahl:36)
Cureyc dedi ki:
“Birbirimizi rab edinmeyelim.” Yani; Allah’ın yasaklarını ihlal konusunda birbirimize itaat etmeyelim.”
İkrime ise; birbirimize secde etmeyelim, dedi.
“Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin!” Eğer bu adaletli sözü kabul etmeyip yüz çevirirlerse siz onlara, İslam üzerinde olduğunuzu ve Allah’ın hükümlerine uymaya devam ettiğinizi söyleyin.”
(Sonra İbni Kesir, Hırakl’e gönderilen mektubla ilgili hadisi zikretti) (İbn Kesir Tefsiri)
Şevkani bu ayetin tefsirinde şöyle dedi:
“Birbirimizi rab edinmeyelim.” Bu ayet; Mesih’i ve Uzeyr’i rab edinenlere bir azarlama, edindikleri bu ilahların kendileri gibi birer beşer olduğuna bir işaret ve aynı zamanda din konusunda, din adamlarını taklid ederek helal dediklerini helal, haram dediklerini haram kabul edenler için bir alçaltmadır. Çünkü böyle yapan kişi taklit ettiği kişiyi rab edinmiş demektir. Şu ayetin manası da buna benzer.
“Allah’ı bırakıp, din adamlarını, rahiplerini...rab edindiler.” (Tevbe: 31) (Sonra Hırakl’e gönderilen mektupla ilgili hadisi zikretmeye başladı.)” (Şevkani-Fethul Kadir Tefsiri)
İşte bu ayeti kerimeyi ve müfessirlerin bu ayeti kerime hakkındaki sözlerini zikrettikten sonra anlaşılmaktadır ki bu ayeti kerime apaçık bir şekilde, şüpheye mahal bırakmadan, kulların canlarını ve mallarını koruyabilmeleri ve zahiren müslüman sayılabilmeleri için yapmaları gereken şeyleri anlatmaktadır. Ayete göre onlardan istenilen şey; yalnız Allah (c.c)’a ibadet etmek, Ona hiçbir şeyi ortak koşmamak ve Allah’tan başka ibadet edilen sahte ilahlardan, tağutlardan ve rablerden beri olup uzak durmak, sadece Allah (c.c)’ın hükümlerine muhakeme olmak ve hiç bir şeyi bu konuda Allah (c.c)’a denk tutmamaktır.
Müfessirlerin bu ayeti tefsir ederken Rasulullah’ın Hırakl’e gönderdiği mektubu zikretmeleri, ayette istenilen şeyin; zahiren dünya ahkamını uygulamanın şart olduğuna ve kanla malı koruyan la ilahe illallah sözünün manasını açıklamasına apaçık bir delil olmasındandır. Şeriat, bir kavme, bir yerde; “Ey kitap ehli!… Müşterek olan söze gelin” diye emrediyor, başka bir yerde de bir kavme hitabederek; “insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum” diyorsa ve her iki yerdeki insanlar da aynı ise bu gösteriyor ki; ayetin ve hadisin manası birbirine uygundur. Buna göre kişiye ancak, hem ayetten hem de hadisten istenilen şey yerine getirildiğinde zahiren müslüman hükmü verilir, can ve mal ancak o zaman korunur. İnsanların kalbinden geçenlerin durumu ise Allah (c.c)’a aittir.
Ayetten ve hadisten istenilen ise; tevhide bağlanmak ve şirkin her çeşidini reddetmektir. Bu hem sözde hem amelde gerçekleşmelidir. Hem sözde hem de amelde şirki terkedip tevhide bağlanmak; itaat etmeyi, boyun eğmeyi, tabi olmayı, hüküm verme ve muhakeme olmayı sadece Allah (c.c)’a has kılmayı gerektirir. Yani; yalnız Allah (c.c)’ın kanunlarına ve şeriatine tabi olup bağlanmak, sadece Allah (c.c)’ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul etmek, Allah (c.c)’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapanların ise tağut olduğunu kabul edip onları reddetmek, tekfir etmek ve onları tekfir etmeyenleri de tekfir etmek, bütün gücü bu tağutları ortadan kaldırmak için harcamak ve küçük büyük her konuda Allah (c.c)’ın hükmünü tatbik etmektir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Hüküm vermek sadece Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O’na kulluk etmenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf: 40)

KÜFÜR,Yalanlama Küfrü

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Allah’a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine geldikten sonra onu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kafirler için bir yer yok mudur?” (Ankebut: 68)
Yalanlama küfrü iki çeşittir
a) - Haber veren kişiyi yalanlama: Bu küfür çeşidi insanın, Rasulullah (s.a.s)’ın haberini ve ona Rabbinden gelen şeyi duyduktan sonra risaletini ve haberini reddedip yalanlamasıdır. Kalpleriyle Rasulullah (s.a.s)’in yalancı olduğuna inananlar gibi...
İbni Kayyım dedi ki:
“Yalanlama küfrüne gelince: Rasulün yalancı olduğuna inanmaktır. Kafirlerin içinde bu tür küfür azdır. Çünkü Allah (c.c) rasullerini desteklemiş, onların davet ettiği şeyin doğruluğunu göstermesi, karşı çıkanların mazeretlerini yok etmesi için mucizeler ve deliller vermiştir.” (Medaricu’s-Salikiyn c: 1 s: 337)
b) - Haberi yalanlamak: Bu küfür çeşidi insanın İslam dininde bilinmesi gerekli olan bir haberi yalanlamasıdır. Namazın, zekatın veya haccın farz olduğunu kabul etmeyen bir kişinin imanı olmadığına hükmedilir. Kelimei şehadet getirse bile...
Aynı şekilde zinanın, sebebsiz adam öldürmenin, içkinin, hırsızlığın, faizin veya bunun gibi Allah (c.c) ve rasulünün haber verdiği ve dinde bilinmesi gerekli haram olan şeylerin haramlığını kabul etmemek küfürdür.
Dinde bilinmesi gerekli olan şeylerden kasıt ise, genel bilgidir.Yani istisnasız bütün müslümanların bildiği, bilinmemesi mazeret olmayan bilgilerdir.

KÜFÜR,İnkar Ve Hakkı Gizleme Küfrü

Bu küfür çeşidinde kişi hakkı bilip kalbiyle tasdik eder fakat lisanıyla yalanlayıp tasdik etmemiş gibi görünür.
Mearic el Kabul kitabının yazarı şöyle dedi:
“Doğruluğunu bildiği halde hakkı gizlemek, inkar ve gizleme küfrüdür.
Allah (c.c)şöyle buyuruyor:
“Kendileri de buna yakinen inandıkları halde zulüm ve kibirlerinden ötürü hakkı inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.” (Neml: 14)
“Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat’tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkar ettiler. İşte Allah’ın laneti böyle inkarcılaradır.” (Bakara: 89)
“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitapta ki rasulü) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma.” (Bakara: 146-147) (Mearic’el Kabul c: 2 s: 19)
İbn Kayyım dedi ki: “Allah (c.c) Firavun ve kavmi hakkında şöyle buyurdu:
“Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde zulüm ve kibirlerinden dolayı hakkı inkar ettiler.” (Neml: 14)
Allah (c.c), rasulüne şöyle buyurdu:
“Aslında onlar seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler, açıkça Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar.” (En’am: 33)
Bu küfür çeşidi yalanlama küfrü olarak isimlendirilse de doğru olur. Çünkü burada dille yalanlama vardır.” (Medaric’us-Salikiyin c: 1 s: 337)

KÜFÜR,Hakta Şüphe Etme Küfrü

Allah (c.c)şöyle buyuruyor:
“(Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiç bir zaman yok olacağını sanmam. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki (orada) bundan daha hayırlı bir akibet bulurum. Karşılıklı konuştuğu arkadaşı ona hitaben dedi ki: “Sen, seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra da seni bir adam biçimine sokan Allah’ı mı inkar etmek istedin. Fakat O, benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.” (Kehf: 35-38)
İbn Kayyım dedi ki:
“Şüphe küfründe ise kişi, ne tam olarak bir şeyin doğruluğuna inanır ne de onu yalanlar. Sadece onda şüphe eder. Şayet şüphe içinde olan kişi, rasulün doğruluğunu bildiren ayetleri okumaktan, dinlemekten ve düşünmekten yüz çevirmezse, şüphesi ortadan kalkar. Bu ayetleri okuyan, dinleyen ve düşünen kişide şüphe kalmaz. Çünkü bunların doğruluğa delalet etmesi, güneşin gündüze delalet etmesi gibidir.” (Medaricu’s-Salikiyn c: 1, s: 338)

KÜFÜR.......


mehmet selim polat
KÜFÜR
Cehalet Küfrü

Cehalet küfrü iki çeşittir.
a) - Basit cehalet: Bazı fetret ehillerinde ve kendisine davet ulaşmayanlarda olduğu gibi, baştan olayı (hakkı) duymamak.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“İnkar edenleri uyarsan da uyarmasan da birdir onlar iman etmezler.” (Bakara: 6)
Bu ayeti kerimede Allah (c.c), risaletten ve hüccetin ikame edilmesinden önce kafirlikleri belli olan bir kavimden bahsediyor. Onlardan bir kısmı kendilerine hüccet ikame edildikten sonra iman etmiş, bazıları ise küfürde devam etmişlerdir.
İbni Kayyım (r.a) şöyle diyor:
“İslam; Allah (c.c)’ı birlemek, tek olan ve şeriki olmayan Allah (c.c)’a ibadet etmek, Allah (c.c)’a, rasulune ve rasulün bildirdiklerine iman edip tabi olmaktır. Bunları yerine getirmeyen kul, müslüman değildir. Şayet bunları yerine getirmeyen, bilerek inkar eden inatçı kafir değilse, o taktirde cahil kafirdir.” (Tariku’l Hicreteyn s: 382)
Risalet hücceti ikame edilmeden veya tebliğ ulaşmadan önce de küfür ve şirk işleyenin, müşrik ve kafir olarak isimlendirildiğine dair bir çok delil vardır. Daha önce bunların bir kısmını açıklamıştık.
b) - Koyu cehalet: Bu cehalet türü ise; kişinin bir şeye gerçekte olduğundan başka bir şekilde iman etmesidir. Mesela; başlangıçta İsa (a.s)’a iman edip daha sonra sapan, akideleri ve düşünceleri bozulan hristiyanları, onlara benzeyen fakat kendilerini İslama nisbet edip de tağutlara ve yıldızlara tapanları, vahdeti vucütçuları, hulul ve ittihad inancına sahip olanları, evliyalara şeyhlere tapanları ve bunlar gibi bozuk akidelere sahip olanları gösterebiliriz.
İbn Teymiye (r.a) dedi ki:
“Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Yahudiler gazaba uğramışlar hristiyanlar ise sapmışlardır.” Çünkü yahudiler hakkı, oğullarını bildikleri gibi biliyorlardı. Fakat hakka tabi olmamışlardı. Onların kibir ve hasetleri, hakkı görmemezlikten gelip düşmanlık etmelerine sebep oldu. Hristiyanlara gelince, onların içinde Allah (c.c)’a çok ibadet eden kişiler vardır. Ayrıca onların kalbi daha ince ve merhametlidir. Ruhbaniyyeti icad etmişlerdir. Fakat onlarda ilim yoktur. Bu yüzden sapmışlardır. Yahudiler hakkı bildikleri halde tabi olmazlar, hristiyanlar ise hakka tabi olmak istedikleri halde cehaletlerinden dolayı sapmışlardır. Cehaletlerinin yanında bunların sapmalarının diğer bir sebebi ise zanlarına ve hevalarına tabi olmalarıdır. Bu sebeple, gerçekte ne yararlanılacak faydalı bir bilgiye ne de Allah (c.c)’a ibadet isteğine sahiptirler...” (El-İman’il Evsat risalesi s: 70-71)
“Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin!” Ayetin bu bölümünün manası ise şöyledir. Eğer adaletli söze çağırdığınız o kimseler, bu sözden yüz çevirip küfrü seçerlerse ey mü’minler! Siz onlara şöyle deyin: “Kabul etmeyip yüz çevirdiğiniz Allah’ı tevhid etmeyi, ibadeti O’na has kılmayı, O’nun tek ilah olduğunu ve O’nun hiçbir ortağı olmadığını biz kabul ediyoruz, buna şahit olun.Yani biz, hem dilimizle hem de kalbimizle Allah (c.c)’a boyun eğerek ibadeti sadece O’na yapıyoruz ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmuyoruz.” (Taberi Tefsiri)
İmam Kurtubi bu ayet hakkında şöyle dedi:
1 - Hasan b. Zeyd ve Süddi’ye göre ayetteki hitap Necran ahalisinedir. Katade, İbn Cüreyc ve başkalarına göre hitap Medine yahudilerinedir. Çünkü onlar din adamlarını itaat konusunda rab seviyesine çıkardılar. Başka alimlere göre ise bu hitap hem yahudilere, hem hristiyanlaradır. Rasulullah (s.a.s) Hırakl’e gönderdiği mektupta şöyle yazdırdı:
“Bismillahirrahmanirrahim!
Allah (c.c)’ın Rasulü Muhammed’den Rumun büyüğü Hırakl’e…
Hidayete uyanlara selam olsun! Ben seni İslama çağırıyorum. Müslüman ol ki selamete eresin. Müslüman ol ki Allah (c.c) senin ecrini iki kat versin. Eğer İslamdan yüz çevirirsen günahınla beraber hıristiyan çiftçilerin günahı da senin boynunadır.
“Ey Kitap ehli! Yalnız Allah’a kulluk etmemiz, O’ na hiç bir şeyi ortak koşmamak ve Allahı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere sizinle bizim aramızdaki müşterek bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun, deyin.” (Al-i İmran: 64) (Müslim)
2 - “Allah (c.c)’tan başka birbirimizi rab olarak benimsememek üzere...” Yani; herhangi birimize, helali haram, haramı helal yapma konusunda tabi olup itaat etmeyelim. Bu Allah (c.c)’nun şu sözüne benzemektedir:
“Allah’ı bırakıp din adamlarını, rahiplerini....rab edindiler.” Yani; Allah (c.c)’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılma konusunda onlara itaat ederek onları rab seviyesine çıkarttılar.
3 - “Yüz çevirirlerse...” Yani; çağrılan şeylerden yüz çevirip kabul etmezlerse onlara “bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin” yani; biz müslümanız, İslam’ın hükümlerine boyun eğdik, Allah’ın bizim üzerimizdeki nimetlerini ve fazlını kabul ettik. O’ndan başka hiç bir şeyi; ne İsa’yı ne Uzeyr’i ne de melekleri rab edinmeyiz. Çünkü onların hepsi de bizim gibi Allahın yarattığı birer varlıktır.Yine Allahın helalini haram haramını helal kılan rahiplerin bu yaptığını reddederiz. Eğer bu konuda onlara itaat edersek onları Allah’tan başka rab edinmiş oluruz.” (Kurtubi Tefsiri)
İbni Kesir, aşağıdaki ayetin tefsirinde şöyle dedi:
“Ey kitap ehli!... Müşterek olan söze gelin.” Ayetteki bu hitap; ehli kitap ve ona benzer kişileredir. Müşterek olan sözden kasıt; ikimizin de söylediği ve kabul ettiği adaletli sözdür. Sonra Allah (c.c) bu sözü açıklayarak şöyle buyuruyor:
“Birbirimizi rab edinmemek üzere…” Yani; ne puta ne haça ne tağuta ne ateşe ne de herhangi bir şeye tapmayalım. İbadeti sadece tek olan ve ortağı olmayan Allah’a has kılalım. Bu; bütün rasullerin ilk çağırdığı şeydir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Muhakkak biz her ümmete Allaha ibadet edin, tağuttan kaçının demesi için bir rasul gönderdik.” (Nahl:36)
Cureyc dedi ki:
“Birbirimizi rab edinmeyelim.” Yani; Allah’ın yasaklarını ihlal konusunda birbirimize itaat etmeyelim.”
İkrime ise; birbirimize secde etmeyelim, dedi.
“Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahit olun deyin!” Eğer bu adaletli sözü kabul etmeyip yüz çevirirlerse siz onlara, İslam üzerinde olduğunuzu ve Allah’ın hükümlerine uymaya devam ettiğinizi söyleyin.”
(Sonra İbni Kesir, Hırakl’e gönderilen mektubla ilgili hadisi zikretti) (İbn Kesir Tefsiri)
Şevkani bu ayetin tefsirinde şöyle dedi:
“Birbirimizi rab edinmeyelim.” Bu ayet; Mesih’i ve Uzeyr’i rab edinenlere bir azarlama, edindikleri bu ilahların kendileri gibi birer beşer olduğuna bir işaret ve aynı zamanda din konusunda, din adamlarını taklid ederek helal dediklerini helal, haram dediklerini haram kabul edenler için bir alçaltmadır. Çünkü böyle yapan kişi taklit ettiği kişiyi rab edinmiş demektir. Şu ayetin manası da buna benzer.
“Allah’ı bırakıp, din adamlarını, rahiplerini...rab edindiler.” (Tevbe: 31) (Sonra Hırakl’e gönderilen mektupla ilgili hadisi zikretmeye başladı.)” (Şevkani-Fethul Kadir Tefsiri)
İşte bu ayeti kerimeyi ve müfessirlerin bu ayeti kerime hakkındaki sözlerini zikrettikten sonra anlaşılmaktadır ki bu ayeti kerime apaçık bir şekilde, şüpheye mahal bırakmadan, kulların canlarını ve mallarını koruyabilmeleri ve zahiren müslüman sayılabilmeleri için yapmaları gereken şeyleri anlatmaktadır. Ayete göre onlardan istenilen şey; yalnız Allah (c.c)’a ibadet etmek, Ona hiçbir şeyi ortak koşmamak ve Allah’tan başka ibadet edilen sahte ilahlardan, tağutlardan ve rablerden beri olup uzak durmak, sadece Allah (c.c)’ın hükümlerine muhakeme olmak ve hiç bir şeyi bu konuda Allah (c.c)’a denk tutmamaktır.
Müfessirlerin bu ayeti tefsir ederken Rasulullah’ın Hırakl’e gönderdiği mektubu zikretmeleri, ayette istenilen şeyin; zahiren dünya ahkamını uygulamanın şart olduğuna ve kanla malı koruyan la ilahe illallah sözünün manasını açıklamasına apaçık bir delil olmasındandır. Şeriat, bir kavme, bir yerde; “Ey kitap ehli!… Müşterek olan söze gelin” diye emrediyor, başka bir yerde de bir kavme hitabederek; “insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum” diyorsa ve her iki yerdeki insanlar da aynı ise bu gösteriyor ki; ayetin ve hadisin manası birbirine uygundur. Buna göre kişiye ancak, hem ayetten hem de hadisten istenilen şey yerine getirildiğinde zahiren müslüman hükmü verilir, can ve mal ancak o zaman korunur. İnsanların kalbinden geçenlerin durumu ise Allah (c.c)’a aittir.
Ayetten ve hadisten istenilen ise; tevhide bağlanmak ve şirkin her çeşidini reddetmektir. Bu hem sözde hem amelde gerçekleşmelidir. Hem sözde hem de amelde şirki terkedip tevhide bağlanmak; itaat etmeyi, boyun eğmeyi, tabi olmayı, hüküm verme ve muhakeme olmayı sadece Allah (c.c)’a has kılmayı gerektirir. Yani; yalnız Allah (c.c)’ın kanunlarına ve şeriatine tabi olup bağlanmak, sadece Allah (c.c)’ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul etmek, Allah (c.c)’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapanların ise tağut olduğunu kabul edip onları reddetmek, tekfir etmek ve onları tekfir etmeyenleri de tekfir etmek, bütün gücü bu tağutları ortadan kaldırmak için harcamak ve küçük büyük her konuda Allah (c.c)’ın hükmünü tatbik etmektir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Hüküm vermek sadece Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O’na kulluk etmenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf: 40)

11 Ekim 2007 Perşembe

Bayramınız Mubarek Olsun


Bayram'ın hayırlara vesile olmasını Allah'dan dilerim.

6 Ekim 2007 Cumartesi

NAMAZ KILMAYANIN HÜKMÜ


NAMAZ KILMAYANIN HÜKMÜ


NAMAZ KILMAYAN MÜŞRİK'TİR


"Allah(cc)'a dönücüler olarak (O'na yönelin) ve O'ndan korkun. Namazı da dosdoğru kılın da müşriklerden olmayın." (Rum: 32)Allah (cc) bu ayette müşriklerden olmamayı 'namaz kılma'ya bağlamaktadır.
Ebu Süfyan'dan rivayet edilmiştir. Dedi ki: Cabir şöyle diyordu: Ben Nebi (sav)'den işittim, şöyle buyuruyordu: "Şüphe yok ki kişi ile şirk ve küfür arasındaki şey sadece 'namaz'dır." (Müslim:82, Ebu Davud:4678, Tirmizi:26l9, Nesei:465 ve İbn-i Mace: 1078 rivayet ettiler.)
Cabir (ra)'den rivayet edilmiştir:Nebi (sav) buyurdu ki:"Namaz'ı kılmamak şirktir."(Musannaf: 5009, Şeria: 133, Usulü's-Sünne-. 1513 sahih bir senedle rivayet ettiler:)
Enes (ra)'den rivayet edilmiştir: Nebi (sav) buyurdu ki: "Kişi ile şirk arasında 'namaz'ı terketmekten başka bir şey yoktur. Namazı terk ettiği zaman şirk koşmuştur."(İbn Mace: 1080, Muhammed İbn-i Nasr/Kitabu's salat :897 rivayet etmişlerdir.)
Rasulullah (sav)'in azadlısı Sevban (ra)'dan rivayet edilmiştir: Ben Rasulullah(sav)'den işittim. Buyurdu ki: "Kul ve küfür ve iman arasında 'namaz' vardır. 'Namaz'ı terk ettiği zaman muhakkak şirk koşmuş olur."
Rasulullah (sav)'den rivayet edilen sahih hadisler açıktır ve yoruma gerek yoktur.


NAMAZ KILMAYAN KAFİR'DİR


Allah (cc) buyuruyor ki:
"Kitablarını sağlarından alanlar cennettedirler. Mücrimler hakkında sorarlar: 'Sizi cehennem çukuruna ne sürükledi?' Mücrimler diyecekler ki: 'Biz (dünyada) namaz kılanlardan değildik. Yoksullara yedirmiyorduk. Batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk. Kıyamet gününü de yalanlardık. Ta ki ölüm bize gelene kadar (bu hal üzerindeydik) " (Müddessir Suresi: 40-47)
Allah(cc) bu ayetlerde namaz kılmama suçunu batıla dalma ve kıyamet gününü yalanlama suçları ile aynı ayette zikrediyor ve aynı düzlemde değerlendiriyor. Herkesin de üzerinde görüş birliğine vardığı bir konudur ki batıla dalanlar ve kıyamet gününü yalanlayanlar kafirdirler.
Cabir ibn Abdullah (ra)'den rivayet edilmiştir. Nebi (sav) buyurmuştur ki: "İman'la küfür arasındaki şey namazı terk etmektir." (Tirmizi: 2618, Kitabu's-Salat: 887 ve İbni Ebi Şeybe İman: 44 sahih olarak rivayet etmişlerdir.)
Bureyde (ra)'den rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Bizlerle münafıkların arasındaki (savaşmaya engel) sözleşme 'namaz'dır. Kim bu namazı terk ederse kafir olur." (İbn Mace: 1079, Müsned: 5/346)
Enes ibn-i Malik (ra)'dan rivayet edilmiştir: Nebi (sav) şöyle buyurdu: "Her kim ki kasden namazı terk ederse açıkça küfre düşmüştür." (Taberani/Evsat, Mecmeu'z-Zevaid: 1/295)
Enes (ra)'dan rivayet edilmiştir: Enes (ra) Rasulullah (sav)'i şöyle derken işittim: "Kişi ile küfür veya şirk arasındaki şey 'namaz'dır. 'Namaz'ı terk ettiği zaman kafir olur." (Muhammed ibn Nasr/Kitabu's-Salat: 889)
Ebu'd-Derda (ra)'den: "Dostum Muhammed (sav) bana şöyle tavsiyede bulundu: Parça parça kesilsen de, yakılsan da Allah (cc)'a ortak koşma ve farz olan namazı bilerek terk etme. Kim ki farz olan namazı bilerek terk ederse o kimseden Allah (cc)'ın koruması kalkmıştır." (Taberani, Mucemu'l-Kebir'de rivayet etti.)
İbn-i Mes'ud(ra) dedi ki:"Kim namazı terk ederse kafir olur." (Acurri Şeria: 133 rivayet sahih'dir.)
"Muhammed (sav)'în ashabı namazdan başka hiçbir amelin terk edilmesini küfür saymazlardı." (Tirmizi, Kitabu'l İman: 2757)
Mücahid ibn-i Cebr (ra)'den rivayet edilmiştir. Cabir ibn Abdullah El-Ensari Rasulullah (sav)'e arkadaşlık yapmış birisidir. Kendisine dedim ki: Rasulullah (sav)'in zamanında sizce amellerden iman ile küfrün arasını ayıran ne idi?O'da 'Namaz' diye cevab verdi." (Usulu's-Sünne:1538, Şeyh El-Bani Terğib)


NAMAZ KILMAYANIN DİNİ YOKTUR


Bu konuda da Rasululah (sav)'den bize şu hadisler rivayet edilmiştir:İbn-i Umer (ra)'den rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Namaz'ı olmayanın dini yoktur." (Taberani Mucemu's-Sağir: 60 rivayet etti.)
Umer İbn-i Hattab (ra)'den rivayet edilmiştir: Adamın biri gelerek Rasulullah (sav)'e şöyle dedi: "Ya Rasulullah, Allah (cc) katında İslam'da en faziletli olan amel nedir, söyler misin?" Rasulullah (sav)'de "Vaktinde namaz kılmaktır. Zira namazı terk edenin dini yoktur."
İbn-i Mes'ud (ra) şöyle demiştir: "Her kim ki 'Namaz'ı terk ederse onun dini yoktur." (Beyhaki, Şuabü'l-İman, Musannaf: 10446)
Abdullah İbn-i Amr (ra) dedi ki: "Namaz'ı terk edenin dini yoktur." (Buhari, Tarihu'l-Kebir 7/95)


NAMAZ KILMAYANIN İMANI YOKTUR


Asr-ı saadet'te kıble Mescid-i Aksa'dan Kabe'ye çevrilince yahudiler, müslümanlara gelerek: "Mescid-i Aksa'ya dönerek kıldığınız namazlar eğer doğru ve sahih ise niçin kıbleyi değiştirdiniz. Eğer yanlış ise bu arada ölenlerinizin namazları ne oldu?" demişlerdi. Müslümanlar ise yahudilere: "Hidayet, Allah (cc)'ın emirlerine uymak, sapıklık ise Allah (cc)'ın emirlerine muhalefet etmektir." diye cevab verdiler. Sonra da Rasulullah (sav)'a giderek önceden Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kılan ve kıble değiştirilmeden önce ölen müslümanların namazlarının durumundan sordular. Bunun üzerine "Allah (cc) sizin imanlarınızı zayi etmez." ayeti indi.
Görüldüğü gibi namazdan soranlara cevab olarak Allah (cc) imandan söz ediyor. Ve namazı 'iman' olarak nitelendiriyor. Buradan ela anlaşılıyor ki, namaz imandır, namaz kılmayanın imanı yoktur.
Ebu'd-Derda (ra) şöyle dedi: "Namaz'ı olmayanın imanı da yoktur." (Usul'ü-Sünne:1536, Temhid: 4/225, Şeyh El-Bani Terğib'in sahih'inde: 574 )


NAMAZ KILMAYANIN İSLAM'DAN NASİBİ YOKTUR


Umer ibn-i Hattab (ra) bir mecusi köle tarafından namazdayken bıçaklandı. Yere düştü ve bayıldı. Mü'minlere sabah namazını kıldırmakta olan Umer (ra)'e baygınken güneşin doğmak üzere olduğu hatırlatıldı. Baygın halde bulunan Umer (ra) bu ikazı duyunca dimdik ayağa kalktı ve' şöyle dedi: "Namazı terk edenin İslam'dan nasibi yoktur."
Sonra sırtından kan akıyor olduğu halde cemaate sabah namazını kıldırdı ve sonra düştü, ruhunu Rab'bine teslim etti. (Muvatta: 1/40, Darekutni: 2/52)
Ebu'l-Müleyh (ra)'den rivayet edilmiştir. Umer (ra)'i minberin üzerinde şöyle söylerken işittim: "Namaz kılmayanın İslamı'da yoktur." (Mervezi, Kadru's-Salat: 930)


NAMAZ KILMAYAN İSLAM MİLLETİNDEN ÇIKMIŞTIR


Ubade ibn Samit (ra)'den rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) bize şöyle tavsiyede bulundu: "Allah (cc)'a hiçbir şeyi ortak koşmayın. Namazı da bilerek terk etmeyin. Her kim ki bilerek kasden namazı terk ederse İslam milletinden çıkmıştır." (Usulü's-Sünne: 1523, ibn Ebi Hatim)
Yezid ibn Meryem (ra) şöyle dedi: Umer (ra) Muaz ibn Cebel (ra)'ın yanından geçerken "Ya Muaz, bu ümmeti ayakta tutan nedir?" diye sordu. Muaz (ra)'da şöyle cevab verdi. "Bu ümmeti ayakta tutan esas üç'dür. Ve o üç esas kurtuluş vesileleridir, 1- İhlas (Tevhid). O ise İSLAM'dır (Allah'ın insanları üzerinde yarattığı din). 2- Namaz, Namaz ise milliyettir. 3- İtaat. O ise ismettir. (Yani hatalardan korunmaya vesiledir). (Taberi Tefsiri: 21/40, Usulü's-Sünne: 1530)

NAMAZ KILMAYAN ALLAH (CC)'IN KORUMASINDAN ÇIKMIŞTIR


Ebu'd-Derda (ra) şöyle dedi: "Dostum Muhammed (sav) bana şöyle tavsiyede bulundu. Parça parça kesilsende, yakılsanda Allah (cc)'a ortak koşma ve farz olan namazı bilerek terk etme. Kim ki farz olan namazı bilerek terk ederse Allah (cc)'ın koruması ondan uzaklaşmıştır." (Müsned:5/238, ElBani Sahihi ibn Mace:3529)
Ubeyd El-Kelai (ra) şöyle dedi: Mekhul (rh) elimden tutarak: "Ya Eba Vehb, Farz olan bir namazı kasden terk eden bir kimse için ne diyorsun?" dedi. Ben de Mekhul (rh)'e "Asi bir mü'mindir." dedim. Elimi daha fazla sıktı ve sonra şöyle dedi: "Ya Eba Vehb, İmanın şanı nefsinde daha kuvvetli olsun. Kim ki bir farz namazını kasden terk ederse Allah (cc)'ın koruması ondan kalkmıştır. Kimden de Allah (cc)'ın koruması kalkarsa o kimse kafir olmuştur."(Abdurrezzak Musannaf: 5008, İbn Ebi Şeybe: İman: 129 sahih olarak rivayet ettiler.)


NAMAZ KILMAMAK KİBİR'DİR, KİBİR'Lİ KİMSE DE CENNETE GİREMEZ


Allah (cc) kendi ayetlerine inanan mü'min kullarını Kur'an'da şöyle anıyor:"Bizim ayetlerimize öyle kimseler iman ederler ki, ayetlerimizle kendilerine öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler. Onlar kibirlenmezler." (Secde Suresi: 15)
Kibirlenerek isyan edenler ve Allah (cc)'ın ayetlerini yalanlayanlar için ele Rabbimiz yine Kitap'ında şöyle buyurmaktadır: "Kendilerine Kuran okunduğu zaman secde etmezler (namaz kılmazlar). Bilakis o kafir olanlar Allah (cc)'ın azabından korkmayarak yalanlarlar." (İnşikak Suresi: 21/22)
"Onlara 'rüku edin' (namaz kılın) dendiği zaman rüku etmezler (namaz kılmazlar) Yalanlayanların o gün vay haline" (Mürselat Suresi: 48/49)
Allah (cc) Adem (as)'i yarattığı zaman melekleri Adem (as)'le imtihan etmek istedi. Meleklere hitaben söyle buyurdu:"Biz meleklere 'Adem'e secde edin' demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak iblis secde etmekten yüz çevirip kibirlendi de kafirlerden oldu." (Bakara 34)
Allah (cc)'ın kıyamete kadar geçerli ve değişmez kitabı olan Kuran'da . İblis'le ilgili olarak verdiği bu örnek namaz kılmaktan yüz çeviren ve böylece kibirlenen herkes için apaçık bir örnektir.
Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edilmiştir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Adem oğlu secde ayetini okuyup secde ettiği zaman şeytan ağlayarak uzaklaşır ve şöyle der: Helak oldum. Adem oğlu secde etmekle emrolundu da secde etti ve cennet onun oldu. Halbuki ben de secde ile emrolunmuştum fakat ben secde etmekten yüz çevirdim. Artık ateş benim içindir." (Sahih-i Müslim: 81 rivayet edilmiştir)
Allah (cc) şöyle buyuruyor:
"Bana kulluk etmekten yüz çevirip büyüklenenler muhakkak ki alçalmış kimseler olarak cehenneme gireceklerdir." (Mü'min Suresi: 60)
Abdullah İbn-i Mes'ud (ra) şöyle dedi: Rasulullah (sav)"Kalbinde hardal tanesi kadar imanı bulunan kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete giremez." buyurdu. (Müslim rivayet etmiştir.)
Namaz kılmamak en büyük kibirlerden olduğuna göre namaz kılmayarak Allah (cc)'a karşı kibirlenenler de cennete giremeyeceklerdir.

NAMAZ KILMAYAN KİMSE KÜFÜR ÖNDERLERİ İLE BERABERDİR


Abdullah ibn-i Amr ibn As (ra)'den rivayet edilmiştir:Bir gün Rasulullah (sav) 'namaz'dan konuştu. Buyurdu ki: "Her kim şu beş vakit namazı eksiksiz kılarsa namazı, kıyamet gününde ona bir aydınlık, hakkında delil ve kurtuluş olur. Her kim de bu beş vakit namazı gereği gibi kılmazsa kıyamet gününde Karun'la, Haman'la, Firavun'la ve Ubeyy ibn-i Halefle birliktedir." Rasulullah (sav)'in bu hadisinde isimlerini saydığı bu kimseler küfrün önderleri ve elebaşlarıdır. (Müsned: 2/169, Darimi: 2/301, İbn-i Hibban: 1448)
İbn-i Kayyım (rh) diyor ki: "Namaz kılmayan kimsenin bu dört kişi ile birlikte olacaklarının haber verilmesinin sebebi şudur: Bu dört kişi küfrün önderleridir. Burada çok açık bir işaret vardır. Her kim ki malının meşguliyeti ile namaz kılmazsa Karun ile, mülkünün meşguliyeti ile kılmazsa Firavun'la, makam ve mevkisi sebebi ile kılmazsa Haman'la birlikte ve ticaretinin meşguliyeti ile kılmazsa Ubeyy İbn-i Halefle birliktedir.


NAMAZ KILMAYAN KİMSE KUR'AN AYETLERİNİ VE AHİRET GÜNÜNÜ İNKAR ETMİŞTİR.


Allah (cc) bu konuda değişmez ve değiştirilmez kitabımız Kur'an'da buyuruyor ki:"O halde onlara ne oluyor ki iman etmezler. Kendilerine Kur'an okunduğu zaman secde etmezler (Namaz kılmazlar). Daha doğrusu kafir olanlar yalanıyorlar. Halbuki Allah (cc) içlerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir. Onun için sen onları acıklı bir azab ile müjdele! Ancak, iman edip salih ameller işleyenler müstesna. Onlar için bitmez tükenmez bir mükafaat vardır." (İnşikak suresi: 20-25)(not:secde ayeti..)
Bu ayetlerin özeti şudur: Onlara ne oluyor ki namazın farz olduğu Kur'anla bildirildiği halele 'namaz kılarak, iman etmezler' Aslında namaz kılmayarak kafir olanlar hesap gününe inanmıyorlar. Her ne kadar iman ettiklerini söyleseler bile bu söz onların dillerinde kalıyor. "İnsanlardan bir kısmı vardır ki "Biz Allah(cc) ve Ahiret Günü'ne inandık" derler.Halbuki onlar iman edenler değillerdir"(Bakara Suresi: 8)
"Onlara 'rüku edin' dendiği zaman, rüku etmezler. Yalanlayanların o gün vay haline! Artık Kur'an ayetlerinden sonra neye inanacaklar" (Mürselat Suresi: 48-50)
"Tasdik etmedi, namaz da kılmadı. Ancak, yalanladı ve yüz çevirdi" (Kıyamet Suresi: 31-32)


NAMAZ KILMAYAN KİMSENİN ŞEFAATÇİSİ YOKTUR


"Kitapları sağ tarafından verilenler cennettedirler. Mücrimlerden sorarlar.'Sizi bu sakar cehennemine sokan nedir?' Onlar şöyle derler: 'Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik, batıla dalanlarla dalıyorduk, hesap gününü de yalan sayardık. Nihayet bize ölüm gelip çattı. Fakat şefaatçi hırın şefaati onlara fayda vermez" (Müddessir Suresi: 40-48)
Allah (cc)'ın bu ayetinde anlatılan mücrimlerin ahirette şefaatçıların şefaatından mahrum olmaları dört nedenden dolayıdır.
1- Namaz kılanlardan olmadıkları için
2- Yoksula yedirmedikleri için
3- Kafirlerle oturup kalktıkları için
4- Hesap gününü yalanladıkları için
Kimi gayretsizlerin ve imanın ne demek olduğunu kavrayamayan kimselerin dediği gibi namazı terk-eden kimse kafir olmayıp da büyük günah işleyen kimseler sınıfından olsaydı o zaman, şefaatten mahrum kalmamaları gerekirdi. Çünkü Rasulullah (sav) 'in şefaati bu konu ile ilgili sahih bir hadiste de belirtildiği gibi ümmetinden büyük günah sahihleri içindir.
Ebu Said El-Hudri (ra)'den rivayet edilmiştir: Rasulullah (sav) bir gün hutbe okurdu. Tam şu ayete geldi. "Her kim Rab'bine mücrim olarak varırsa şüphesiz ki ona cehennem var; orada ne ölür ne de yaşar. Kim de ona mü'min olarak salih ameller işlemiş olduğu halde varırsa işte onlara da en yüksek dereceler var." (Taha: 74-75)
"Cehennem'e girenler oralıdırlar. Orada ne ölürler ne de yaşarlar. Ebedi cehennemlik olmayanları ise cehennem hafif bir ölümle öldürür sonra ela "şefaat edecekler gelirler ve şefaat ederler" Onlardan bir topluluk alınarak 'hayevan veya 'hayat' denilen bir nehre getirilirler. Orada yıkanırlar sonra da sel kenarında biten otlar gibi hayat bulurlar" (Müsned: 3/20)
Başka bir ayette de Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Artık müslümanlara mücrimlere davrandığımız gibi mi davranacağız? O kıyamet gününde 'sak' açılacak da bütün mücrimler secdeye çağırılacaklar. Fakat güçleri yetmeyecektir. Gözleri düşkün bir halde kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki Vaktiyle (dünyada) başları selamette iken bu namaza davet olunuyorlardı da kılmıyorlardı. O halde bu Kur'an'ı yalanlayanları sen bana bırak. Biz onları, bilemeyecekleri yönden derece derece azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veririm. Çünkü, benim azabım çok şiddetlidir" (Kalem Suresi: 35-45)
Başka bir ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Yiyin, zevklenin dünyada biraz. Çünkü, siz mücrimlersiniz. (Allah'ın hükümlerini) yalanlayanların o gün vay haline. Artık, Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar?" (Mürselat Suresi: 46-50)
Bir başka ayette de yine Allah (cc) şöyle buyuruyor:
"Muhakkak ki mücrimler şaşkınlık ve çılgın ateşler içindedirler. O gün yüzleri üstü ateşe sürünecekler ve onlara: 'Tadın sakar cehenneminin dokunuşunu!' denilecek" (Kamer Suresi: 47-48)


NAMAZ İSLAM'DANDIR


Umer ibn-i Hattab (ra)'dan rivayet edilmiştir:Bir gün Rasulullah (sav)'in yanında bulunurken birden bire yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah üzerinde yolculuk eseri görünmeyen ve bizden de kimsenin kendisini tanımadığı bir zat çıkageldi. Nihayet Rasulullah (sav)'in yanına oturdu. Öyle ki, iki dizini onun iki dizini dayadı. İki avucunu da kendi dizleri üzerine koydu. Ve "Ya Muhammed bana İslam'dan haber ver" dedi. Rasulullah (sav) "İslam Allah (cc)-dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in O'nun Rasulü olduğuna şehadet etmendir. Namazı kılman, zekatı vermen Ramazan ayının orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse beyti haccetmendir" buyurdu. Soruyu soran da "Doğru söyledin" dedi. Umer (ra) diyor ki:
"Biz ona hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah (sav)'ı doğruluyordu." (Müslim: 8/14)
Namaz'ın İslam'dan okluğuna dair bir başka rivayette Mihcan (ra)'ın olayıdır:
Bir gün Rasulullah (sav) ile bir mescitte iken namaz için ezan okunur, Rasulullah (sav) kalkarak cemaate namazı kıldırıp yerine döner. Bakar ki, Mihcan (ra) daha hala yerinde. Rasulullah Mihcan (ra)'a dönerek "Senin cemaatla namaz kılmana ne engel oldu ki, yoksa sen müslüman birisi değil misin?" dedi. Mihcan (ra) "Evet Ya Rasulullah! Ben müslüman birisiyim, fakat ben bu namazı evimde kılmıştım" dedi. Rasulullah (sav) da: "Cemaate geldiğinde namazı evde kılmış bile olsan cemaatle tekrar namaz kıl" buyurdu.(Malik: 1/32, Ahmed: 4/34, İbn-i Hibban 433, Hakim: 1/44 rivayet etmişlerdir.)
Konu ile ilgili bir başka rivayette şu şekildedir:Umer İbn-i Hattab (ra) şöyle demiştir: "Namazı terk edenin islam'dan nasibi yoktur" (Malik 1/40, Sünen-i Darekutni 2/52, Abdurrezzak Musannef: 5010 rivayet etmişlerdir.)


NAMAZ, ALLAH (CC)'A İMANIN SEMBOLÜDÜR


Ebu Cemre'den, şöyle dedi: Ben İbn-i Abbas (ra)'ın önünde onunla insanlar arasında tercümanlık yapıyordum. Derken İbn Abbas (ra).'a bir kadın geldi. Ona 'cer' denilen testinin şırasından soruyordu. İbn-i Abbas ona şöyle dedi: Abdu'l-Kays heyeti Resulullah (sav)'a geldi. Resulullah (sav) "Siz kimlerin heyetisiniz?" Ya da "siz kimlersiniz?" diye sordu. "Biz Rabiadanız; dediler. "Cemaat hoş geldi" Ya da "heyet hoş geleli, sefa geleli. Utanıcılar ve pişmanlık duyucular olmayarak" buyurdu. Bunun üzerine: "Ya Rasulullah! Biz sana çok uzak mesafelerden geliyoruz. Seninle bizim aramızda Mudar kafirlerinden şu kabile vardır. Biz sana, haram aydan başka bir zamanda gelmeye muktedir olamıyoruz. O halde bize özlü bir şey emret de geride bıraktıklarımıza da öğretelim ve o sebeple ele cennete girelim" dediler. Rasulullah (sav) onlara dört şey emretti, dört şeyden de nehyetti: Rasulullah (sav) onlara, 'bir olan Allah(cc)'a iman etmeyi emretti' sonra da "bilir misiniz bir olan Allah (cc)'a iman etmek ne elemektir?" diye sordu. "Allah (cc) ve O'nun Rasulü en iyi bilendir" elediler. "Tek olan Allah (cc)'a iman etmek." Allah (cc)'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in Rasulullah (sav) olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini ödemenizdir." buyurdu. (Buhari: 53 ve Müslim: 17)
Ey okuyucu! Alıntıladığımız hadis'de bir çok bağnazın duyup istifade edeceği faydalar vardır. Bu faydaları anlatmadan geçmek doğru olmayacağı için herkesin anlayabileceği bir metotla açıklamayı uygun görüyoruz. Hadis'in içerdiği faydalar şunlardır:
1- İslam'ı öğrenmek isteyene ilk emredilecek şey 'bir olan Allah (cc)'a iman etmektir.
2- 'Bir olan Allah (cc)'a iman etmenin' İslam'ın tüm gereklerini yerine getirmek dernek olduğunu da bu hadis'den öğreniyoruz.
3- 'Bir olan Allah (cc)'a iman'ın' sadece dil ile sözlü ifade ve kalb ile doğrulama olmayıp, organlarla amel etmek demek olduğunu öğreniyoruz.
4- Özellikle konumuz ile ilgili 'namaz'ın Allah (cc)'a iman etmekten olduğunu öğreniyoruz."
Böylelikle biz de, "Amel iman'dan bir bölüm değildir" diye iddia eden ve "namaz iman'dan değildir" diyen amelsiz ve ucuzcu mürcie topluluğunun ve bu fırkanın zamanımızdaki savunucularının görüşlerini çok net ve açık bir şekilde çürütüyor bize Kitab ve Sünnet'e uymayı nasip eden Rab'bimize hamd ediyoruz.
Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
"İşte bu adları geçenler, Allah (cc)'ın kendilerine nimet ihsan ettiği elçilerden, Adem (as)-soyundan ve gemide Nuh (as) ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim (as) ve İsmail (as) neslinden, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Kendilerine Rahman olan Allah (cc)'ın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı. Sonra o kimselerin arkalarından bir nesil geldi ki, 'namazı terk ettiler' ve şehvetlerine uydular; bunlar da cehennemdeki 'gayya' vadisine atılacaklardır. Ancak, tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenler müstesna; çünkü bunlar, zerre kadar zulme uğratılmayacaklar, Cennete gireceklerdir." (Meryem Suresi: 58/59/60)
Görülüyor ki elçiler ve salih kimselerden sonra gelen kötü neslin terk etmiş oldukları şey sadece namaz'dır. Eğer namaz'ı terk edenin iman'ı olsaydı hemen takib eden ayette 'ancak tevbe edip iman eden' ve salih amel işleyenler müstesna' denir miydi?
Şehvetlerine uymaya gelince, artık namaz'ı terk ettikten sonra onları kötülükten koruyan kalkanları ellerinden gitmiştir. Zira Allah (cc) şöyle buyuruyor:
"Namaz'ı kıl. Gerçekten namaz, kötü işten ve münker'den alıkor" (Ankebut Suresi: 45)
Taberi (rh) tefsirinde şöyle diyor: "Allah (cc)'ın nitelendirmiş olduğu 'namaz'ı terk eden bu kötü nesil mü'min olsalardı Allah (cc) iman edenleri onlardan ayırmazdı. Ve denilmiştir ki: "Sözü edilen bu kötü nesil bu ümmet'tendir. Bunlar Son Dönem'de olacaklardır."
Ata İbn-i Rabah'da eliyor ki: "Bu kötü nesil ümmet'i Muhammed'dendir."
Mücahid (ra)'da diyor ki: "Bu kötü nesil kıyamete yakın, ümmet-i Muhammed'in salihleri gittikten sonra gelecektir" diyor. (Taberi Tefsiri 16/99)
İşte o kötü nesil namazı inkar ederek değil sadece şehvetlerine uyarak terk ettikleri için 'gayya vadisi'ne atılacaklardır.
Ayetlerde de görülüyor ki, 'namaz'ı terk edenler' iman etmemekle ve küfür'le suçlanıyorlar sonra da iman edenler onlardan müstesna kılmıyor. Eğer namazı terk eden 'kafir olmasaydı iman edenler namazı terk edenlerden müstesna kılınır mıydı?
Zannedilmesin ki bu bizim yorumumuzdur. Zira Allah (cc)'ın kendilerinden razı olduğu sahabe de böyle demiştir:
Ebu'd-Derda (ra)'nın rivayet ettiği bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: 'Namaz'ı olmayanın iman'ı da yoktur." (Sahih-i Tergib El-Bani 574)


BİR VAKİT NAMAZI TERK EDENİNİN BÜTÜN AMELLERİ GEÇERSİZ OLMUŞTUR


Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:"Gerçekten sana ve senden öncekilere şöyle vahy olundu: Eğer Allah (cc)'a ortak koşarsan, muhakkak amelin boşa gider. Ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun." (Zümer Suresi: 65)
"Kim küfrederse bütün yaptıkları batıl olmuştur. Ve O, ahirette hüsrana uğrayanlardandır."(Maide Suresi: 5)
Ebu'd-Derda (ra)'den şöyle dedi:
Allah Resulü (sav) buyurdu ki: "Her kim ki bilerek namazı terk ederse bütün amellerini boşa çıkarmıştır."
(Bu Hadis'i İmam-ı Ahmed (rh) Müsned'in de rivayet etmiştir.)
Yukarıdaki ayetlerde, Allah (cc)'a şirk koşanın ve iman'ın gerekleriyle amel etmeyip ele kafir olanların, yapmakta oldukları amellerinin hepsinin batıl olduğu ifade edilmektedir.
Allah (cc) buyuruyor ki:
"Gerçekten kafir olup da Allah (cc) yolundan yüz çevirenler, hak kendilerine belli olduktan sonra elçilere karşı gelenler, Allah (cc)'a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah(cc) onların amellerini boşa çıkarır." (Muhammed Suresi: 32)
Konumuza daha da açıklık getiren başka bir ayette de Allah (cc) şöyle buyuruyor:
"Onlara: 'rüku edin', denildiği zaman, rüku etmezler. Yalanlayıcıların o gün vay haline." (Mürselat Suresi: 48/49)
Tevhid imanına sahip olanlar için Allah (cc)'ın en büyük emirlerinden olan namaz emri kendisine ulaştığı halde Allah (cc)'a itaat edip de namaz kılmayanlar bu isyanları ile yapmakta oldukları salih amellerini de boşa çıkarmaktadırlar. Zira Allah (cc) ve Resulü (sav) 'ne yapılan isyan, yapılan diğer amelleri de batıl eder.
Allah (cc) Kur'an'da şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler Allah (cc)'a ve Resulü (sav)'ne itaat edin de amellerinizi boşa çıkarmayın." (Muhammed Suresi: 33)
Ebu'l-Müleyh'den, şöyle eledi: Biz Bureyde (ra) ile bulutlu bir günde gazada bulunuyorduk. Bureyde (ra) bize hitaben "ikindiyi ilk vaktinde kılınız" dedi. Çünkü Resulullah (sav) "Kim ikindi namazını terk ederse onun bütün amelleri boşa gitmiştir" dedi: (Buhari (553) rivayet etmiştir.)


NAMAZ KILMAYAN KİMSE ALAH (CC)'DAN KORKMAMAKTADIR


"Allah (cc)'a dönüp itaat edin. O'ndan korkun ve namazı kılın da müşriklerden olmayın."(Rum Suresi: 31)
Allah (cc) kendisine iman eden kullarına Rablerinden korkarak namaz kılmalarını emrediyor. Ve O'ndan korkan kulları da Rablerine itaat ederek secdelere kapanıyorlar.
Ukbe İbn Amir (ra) Resulullah (sav)'i şöyle derken işittiğini haber verdi: Resulullah (sav) şöyle dedi: "Dağ tepelerindeki koyun çobanından Allah (cc) hoşlanır. Zira O namaz için ezan okur ve 'namaz kılar'. Allah (cc) da şöyle buyurur. 'Şu kuluma bakın, ezan okuyup namaz kılıyor ve benden korkuyor'. Ben de O kulumun günahlarını bağışladım ve O'nu cennetime koyacağım" eler. (Ebu Davud (1203) ve Nesei (2/20) Ahmed (4/145) İbn Hibban (260) ve Taberani Kebir ele (17/833) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.)
Allah (cc) 'namaz kılan kulu için' kendisinden korktuğunu söylüyor. Ne dersiniz? Namaz kılmayan içinde aynı söz söylenir mi? Eğer aynı kelime namaz kılmayana da söylenmiş olsaydı, namaz kılan ile kılmayan arasında hiç bir fark olmazdı. Bu şanı Yüce Allah (cc)'ın adaletine yaraşmaz. Hem şunu ela iyi bilmek gerekir ki bir olan Allah (cc)'dan korkmak 'la ilahe illallah'tır' gereklerindendir.
Bunu açıklayan bir ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Ben'den başka hiç bir ilah yoktur. Öyle ise ben'den korkunuz." (Nahl Suresi: 2)


DİN'DEN EN SON TERK EDİLEN AMEL NAMAZDIR


Enes İbn-i Malik (ra)'elen din'de en son terk edilen amelin namaz okluğuna dair bir hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis ise şudur:
Nebi (sav) buyurdu ki: "Dininizden ilk terk edeceğiniz şey emanettir. En son da namazı terk edersiniz."
(Bu Hadis'i Ebu Nuays Hıyle'de 6/265, Ahbar'da 2/213 İbn Mesud'dan Taberani rivayet etmişlerdir)
Evet Din'de en son terk edilen 'namaz olduktan sonra, artık böyle bir kişide din'den hiçbir şey kalmamıştır. Çünkü daha önceden de alıntıladığımız hadislerde açıklandığı üzere namaz'ı terk edenin dini yoktur.

NAMAZ KILMAYAN KİMSE ÖLDÜRÜLÜR


"O haram olan aylar çıktığı zaman, artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün. Onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve geçit yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, namazı kılıp zekatlarını verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gerçekten Allah (cc) bağışlayandır, merhamet edendir. (Tevbe: 5)
Allah (cc) Rasulü (sav)'ne ve mü'minlere hitaben, savaşılması haram olan aylar çıktıktan sonra müşriklerle savaşmalarını emrediyor. Allah (cc) öldürülecek müşriklerin öldürülmeden önce yakalanıp, geçit yerleri kesilip tutuklanmalarını emrediyor.
Bu müşriklerin karılarını, çocuklarını ve mallarını müslümanlara ganimet olarak helal kılıyor.
Öldürülmekten, mallarını ve ırzlarını müslümanlardan kurtarabilmeleri için de üç şarttan söz ediliyor.
1- Şirkten dönerek tevbe etmek.
2- 'Namaz kılarak' tevbe ettiğini amelle doğrulaması. Zira namaz kılmadığı müddetçe Kelime'i tevhidi tasdik etmemiş hükmündedir.. Bunun içindir ki, Allah(cc) şöyle buyuruyor:
"Tasdik etmedi, namaz'da kılmadı. Ancak yalanladı, ve yüz çevirdi." (Kıyamet Suresi: 31-32)
"Onlara: 'rüku edin' denildiği zaman, rüku etmezler. Yalanlayıcıların o gün vay haline." (Mürselat Suresi: 48/49)
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Allah (cc)'ın 'namaz kıl! emrine itaat etmemek, Allah (cc)ın indirmiş olduğu hükümleri yalanlamaktır.
3- Allah'ın farz kılmış olduğu 'zekat'ı vermektir.'
Bu şartları yerine getiren her kişinin canı, malı ve ırzı müslümanlara haramdır. Bunların dışındaki günahları için de Allah (cc) bağışlayıcıdır.
İmam Buharı (rh) bu ayet'in açıklamasında şu hadis'i zikrediyor.
İbn Umer (ra)'den rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) buyurdu ki:
"Allah (cc)'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in Allah (cc)'ın Rasulü olduğuna şehadet, namazı kılıp zekatı eda edinceye kadar insanlarla savaşmak bana emrolundu. Onlar bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslam'ın hakkı müstesna. Onların (sair ve gizli işlerinden dolayı olan) hesapları da Allah (cc)'a aittir." (Buhari (25)'ve Müslim (22) rivayet etmişlerdir.)
Enes İbn-i Malik (ra)'dan, şöyle eledi: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Ben insanlarla Allah (cc)'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadet edinceye, bizim kıblemize dönünceye, bizim kestiğimizi yeyinceye ve bizim namazımızı kılıncaya kadar savaş ulaklığım bana emredildi. Bunları yaptıkları zaman canları ve malları bize haram olur. Ancak İslam'ın hakkı müstesna olmak üzere Müslümanların, lehte veya aleyhte sahip oldukları bütün haklara sahip olurlar."
(Bu Hadis'i Ebu Davud (2641) Tirmizi (2611) ve Ahmed (2/161/269) rivayet etmişlerdir.)
Abdurrahman İbn Ebi Nuaym'dan, Ebu Said El-Hudri (ra)'den şöyle duyduğunu haber verdi: Ebu Said El-Hudri (ra) dedi ki:
Ali İbn-i Ebi Talib (ra) Yemen'den Rasulullah (sav)'a tabaklanmış bir meşin içinde henüz toprağından tasviye edilmemiş altını cevheri göndermişti. Rasulullah (sav) bu altın cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı. Paylaştırdığı kimseler Uveyne İbn Hısn, Akra İbn Habis, Zeydu'l-Hayl, dördüncüsü ya Alkame İbn Ulase veya Amir İbn Tufeyl idi. Rasulullah (sav)'ın sahabelerinden bir kimse: "Biz bu ihsana bunlardan daha layık bulunuyorduk" dedi. Bu söz Rasulullah (sav)'a ulaşınca: "Siz bana itimat etmiyor musunuz? Ben yedi kat semanın üstündeki Allah (cc)'ın emin bir kuluyum. Sabah akşam bana gök yüzünün haberi, vahyi geliyor" buyurdu. Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının iki elmacığı çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı,elbisesini yukarı çekmemiş bir kişi ayağa kalktı: "Ya Rasulullah! Allah'tan kork" dedi. Rasulullah (sav): "Yazıklar olsun sana! Ben, yeryüzündeki insanların Allah (cc)'dan korkmaya en layıkı değil miyim?" buyurdu. Sonra o kimse arkasına dönüp gitti. Halid İbn-i Velid: "Ya Rasulullah! Şunun boynunu vurayım mı?" dedi. Rasulullah (sav): "Hayır vurma! "Namaz kılan birisi olabilir" dedi. Bunun üzerine Halid: "Ya Rasulullah! Namaz kılanlardan nice kimseler vardır ki, onlar gönüllerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler" dedi. Rasulullah (sav): "Ben insanların kalblerini açmaya, karınlarını yarmaya görevlendirilmedim" buyurdu. (Müslim 1064 rivayet etmiştir)
Ubeydullah İbn-i Adiyy'den, Abdullah İbn Adiyy Rasulullah (sav)'den, tahdis ederek şöyle haber verdi. (Rasulullah (sav) bir gün ashabının arasında otururken, bir adam çıkageldi. Rasulullah (sav) konuşmasında sesini yükselterek şöyle dedi: "O kişi (yani öldürmeyi istediği adam için) Allah (cc)'dan başka ilah olmadığına şehadet etmiyor mu?" dedi. Adam da "Evet Ya Rasulullah, namaz kılıyor, fakat onun namazı yoktur" dedi. Rasulullah (sav)'de: "İşte ben, Allah (cc)'dan başka ilah olmadığına şehadet edip, namazı kılanları öldürmekten nehy olundum" dedi. (İbn-i Hıbban (12) ve Beyhaki 8/196)
Görülüyor ki, kişinin malının, canının ve ırzının müslümanlara haram olması kişinin iman ederek namaz kılmasına bağlıdır.
Hadis'lerde sadece namazı terk edenin öldürüleceğini ispat ediyor. Buna karşılık bir kişinin öldürülmesi için mutlaka üçünü birden terk etmesine gerek de yoktur.Zira sahih rivayetlerle sabittir ki,Ebu Bekir (ra) sadece zekat'ı vermeyenlerle savaşmıştır.


NAMAZIN ÖNEMİ


NAMAZIN DİNDEKİ EHEMMİYETİ


MÜSLÜMAN OLAN KİŞİYE İLK ÖĞRETİLECEK AMEL NAMAZDIR


Ebu Malik, babasından naklederek babasının Rasulullah (sav)'ı vasfederek şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah Resulü (sav) müslüman olan bir kişiye ilk olarak namazı öğretirdi." (Taberani ve Bezzar'ın Müsned'i:338)


AHİRETE MÜSLÜMAN İÇİN İLK HESABI SORULACAK AMEL NAMAZDIR


Enes ibn-i Malik (ra)'dan, şöyle dedi: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Kulun, Kıyamet gününde hesabını vereceği ilk ameli namazıdır. Eğer namazı kurtulursa (Yani namazın hesabından kurtulursa) diğer amelleri kurtulmuş olur. Namazın hesabından kurtulamazsa diğer amellerinin hesabından kurtulamaz."
(Bu Hadis'i İbn Mes'ud'dan Taberani Kebir'de (10435) İbn-i Ebi Asım Evail de (35) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. Ve Şeyh El-Bani Silsile'de tahric etmiştir.)


İSLAM'DAKİ KARDEŞLİK ANCAK MÜ'MİN OLMAKLA MÜMKÜN OLUR


"Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekatı verirlerse, din'de kardeşleriniz olurlar. Biz Ayetleri, anlayacak bir kavme açıklarız."(Tevbe Suresi: 11)
Allah (cc) bu ayet'le İslam'daki kardeşliğin sadece mü'min olmakla mümkün olduğunu beyan ediyor. Çünkü iman, tevhid inancına sahip olmak, namaz kılmak, zekat vermek ve İslam'ın diğer hükümlerine gönülden teslim olmaktır. Namazı terk edenin 'iman'dan ve 'İslam'dan çıkmasıyla bu kardeşliğin oluşması imkansız oluyor.
Allah (cc) Kur'an'da bunu açıklayan bir ayette şöyle buyuruyor:"Mü'min'ler ancak (Din'de) kardeştirler." (Hucurat Suresi: 10)
Madem ki 'mü'minler din kardeşleridirler'. Kardeş olandan başkalarını da kendilerine dost edinemezler. Zira Allah (cc) Kur'an'da mü'min'lerden başkalarının dostluğunu kesinlikle yasaklıyor:
"Ey iman edenler! Müminleri bırakıp ta kafirleri dostlar edinmeyin." (Nisa Suresi: 144)
Namazı terk edenin de kafir olduğunu elinizdeki bu kitabımız ispat etmiştir.
"Ey iman edenler! Ne sizden önce kitap verilenlerden dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları, ne de diğer kafirleri dostlar edinmeyin.Eğer gerçek mü'min'lerseniz Allah(cc)'dan korkun."(Maide Suresi 57)
"Birbirinizi namaza çağırdığınız zaman 'namaz'ı bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. Bu davranışları, kendilerinin aklı ermez bir topluluk olmalarındandır." (Maide Suresi: 58)
Herkes şunu iyice bilmelidir ki, Allah (cc)'ın kanunlarını tanımayan, Allah (cc)'ın emirlerini hiçe sayan, yaşantılarını tağutların koyduğu kurallara ve düsturlara göre düzenleyen, namaz kılmayan ve Allah (cc)'ın hükümleri ile alay edenler bizim dostlarımız değillerdir. Bizim dostlarımız ancak Allah (cc), O'nun Rasulü (sav) ve 'namaz kılan mü'min'lerdir. Nitekim Allah (cc) bu konuda şöyle buyuruyor:
"Sizin dostunuz ancak Allah (cc) ve O'nun Rasulü (sav)'dür. Bir de iman edenlerdir ki, onlar namaz'ı kılarlar ve namaz kılar oldukları halde zekatlarını verirler." (Maide Suresi: 55)


NAMAZ KILMAYAN MÜSLÜMAN'A MÜSLÜMAN'DA NAMAZ KILMAYANA MİRASÇI OLAMAZ


Usame İbn Zeyd (ra)'den rivayet edilmiştir. Rasulullah (sav) buyurdular ki: "Müslüman kafire, kafir Müslüman'a mirasçı olamaz."
(Bu Hadis'i Buharı (6764) Müslim (1614) Ebu Davud (2909) Tirmizi, İbn-i Mace (2729) Darimi (3002) Malik (2/519) ve Ahmed (2/200) rivayet etmişlerdir.)
Namaz'ı terk eden kafir olduğu için, bu hadise göre namaz kılmayan kimse müslümana müslümanda namaz kılmayan kimseye mirasçı olamaz.
Hadis Ehli'nin imamlarından olan İmam Ahmed İbn-i Hanbel (rh)'den şöyle bir rivayet vardır:
"Abbas İbn Muhammed El-Yemani haber vererek şöyle eledi: Ahmed İbn-i Hanbel (rh)'e Rasulullah (sav)'dan rivayet olunan, "Tevhid ehli hiç bir günah sebebiyle kafirlikle suçlanmaz" rivayetinden sordum. Şöyle cevap verdi: "Her kim ki namazı terk ederse kafir olmuştur" eledi. Buna karşılık dedim ki: "Pekiyi, namaz kılmayandan miras alınır mı? Cevap olarak Ahmed İbn-i Hanbel (rh) de şöyle dedi: " Hayır ne miras alır ve ne de miras'ı alınır." (Ahmed İbn Hanbel Ahkamu'n-Nisa'da (208) rivayet etmiştir.)


NAMAZ KILMAYANLARIN NİKAHLARI GEÇERLİ DEĞİLDİR


"Ey mü'minler! Allah (cc)'a şirk koşan kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin. İmanı olmayan müşrik bir kadın sizin hoşunuza gitse de, iman etmiş bir cariye elbette ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de iman etmedikçe onlara mü'min kadınları nikahlamayın. Müşrik bir erkek sizin hoşunuza gitse de mü'min bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme çağırırlar. Allah (cc) ise izniyle cennet'e ve mağfirete davet ediyor da ayetlerini insanlara açıklıyor. Olur ki, düşünüp ibret alırlar." (Bakara Suresi: 221)
Daha önce namaz kılmayanların müşrik olduklarını ayet ve hadislerle açıklamıştık. Namaz kılmayan kimse müşrik olduğuna göre yukarıdaki ayete göre birbirleri aralarında yaptıkları nikah sözleşmeleri ele Allah (cc) katında ve insanlar katında geçerli olmayacaktır.
Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edilmiştir:
Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kadın dört şey için nikah edilir. Malı için, soyu için, güzelliği için ve dini için. Sen bunlardan dini olanını seçmeye çalış, değilse fakirliğe düşersin." ( Buhari: 3/16 ve Müslim 1466 rivayet etmişlerdir.)
Görülüyor ki, Allah Rasulü sadece dini olan kadınları nikahlamamızı bize emrediyor.
Umer İbn-i Hattab (ra)'dan, şöyle dedi:
Adamın biri gelerek Rasulullah (sav)'a şöyle dedi:
"Ya Rasulullah, Allah (cc) katında İslam'da, en faziletli olan amel nedir söyler misin?" Rasulullah (sav) "Namazı vaktinde kılmaktır, Zira namazı terk edenin dini yoktur." (Beyhaki Şuab'ul İman)
Hal böyle olunca "namazı terk eden kadının da dini yoktur." Böylelikle İslami bir nikah onlar için söz konusu değildir.
Ahmed İbn-i Hanbel (rh)'e, kocası içki içip namaz kılmayan bir kadın'dan soruldu, Ahmed İbn-i Hanbel (rh) de cevap olarak, "Eğer o kadının velisi varsa ikisini ayırır" diye fetva verdi. ( Ahkamu'n-Nisa: 206).


BİLEREK GEÇİRİLEN NAMAZ'IN KAZASI YOKTUR


"Sen onların (askerin) içinde olup da (cephede) onlara namaz kıldıracağın zaman, (askerini iki kısım yap) bir kısmı seninle namaz'a dursun, diğeri düşman karşısında dursun. Hepsi de silahlarını yanlarına alsınlar. Seninle namazda olup bir rekat kılanlar, düşman karşısına gitsinler. Düşman karşısında olup namaz kılmamış olanlar gelip, onlarda seninle bir rekat kılsınlar. Ve onlar da tedbirli bulunarak silahlarını yanlarına alsınlar. Kafirler arzu ederler ki, silah ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da, size ansızın bir baskın yapalar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eziyet olursa, ya da hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Bununla beraber gerekli tedbirinizi alın. Allah (cc) kafirlere hor ve rüsvay edici bir azab hazırlamıştır." (Nisa Suresi: 102)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi, insanın devamlı ölümle karşı karşıya kalabileceği harp meydanında bile Allah (cc) namazın cemaatle kılınmasını emrediyor. Savaştan daha tehlikeli namazın terkine sebep olabilecek hiçbir mazeret yoktur. Buna rağmen namazın terkine müsaade edilmiyor.Tam tersine cemaatle kılınması emrediliyor.
Namazın kazası vardır diyenler, acaba o kaza edilecek namazın terkine hangi geçerli mazereti gösteriyorlar da, 'namazın kazası vardır' diyerek hem ayet'i hiçe sayıyorlar ve hem de bir tevhid eylemi olan bu büyük kulluk görevini insanların katında basitleştirmeye sebep oluyorlar?


NAMAZIN BELİRLİ VAKİTLERİ VARDIR


"(O korkulu zamanda) namazı kılıp, bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken Allah (cc)'ı zikrediniz. Sakinlik ve emniyet haline geldiğiniz zaman, namazı tam olarak kılınız. Çünkü namaz mü'minler üzerine, vakitleri belirli bir farz olmuştur." (Nisa Suresi 103)
Ayet'in bu kısmında Allah (cc) namaz'ın belli başlı vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibadet olduğuna Allah (cc) ferman ediyor.
Namaz da hacc ve oruç ibadetleri gibi kendisine özgü Allah (cc)'ın tayin ettiği vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibadettir.
Nasıl ki hacc Zilhicce'nin belli başlı günlerinde, oruç da Ramazan ayında eda edilmesi gerekir, vakitlerinden önce veya sonra bu ibadetlerin üçer veya dörder misli fazlasıyla yapılması bu farzların yerine getirilmesi elemek değildir. Aynen bunun gibi namazın vaktinden önce veya sonra kılınması bu büyük ibadetin eda edilmesi demek değildir. Ümmet bunda görüş birliğine varmıştır. Nasıl olur da vaktinden evvel bu ibadetin eda edilmesine ruhsat vermeyen gayretkeşler, bile bile terk edilen ve bir tevhid eylemi olan bu büyük ibadetin vaktinden sonra başka bir zamanda kılınmasına ruhsat veriyorlar?
Dindeki yükümlü olduğumuz bütün ibadetlerin vakit ve şekilleri Allah (cc) tarafından tayin edilir.Her kim ki Allah (cc)'ın belli başlı vakitler içerisinde eda edilmesini istediği bir ibadeti, kendisinin istediği bir vakitte eda etmeye kalkarsa, Allah (cc)'nın koymuş olduğu hükmü hiçe sayan ve kendisi hüküm koyan bir 'ilah' olmuştur. Katade (rh)'den rivayet edilmiştir:İbn-i Mesud (ra) şöyle dedi: "Şüphesiz ki namazında hac gibi bir vakti vardır."(Taberani Kebir'de 9375 rivayet etmiştir)


İNSANLIĞIN İHTİYAÇ DUYDUĞU HAYAT NİZAMI



  1. İNSANLIĞIN İHTİYAÇ DUYDUĞU HAYAT NİZAMI


Hiç şüphesiz ki tarih boyunca fertler ve toplumlar her devirde ve her türlü şartlarda en ufak ayrıntılara kadar bütün sorunların çözümünü kapsayan evrensel ve kalıcı bir sitemin arayışı içine girmişlerdir. Bazen böyle bir sistemden çok uzaklaşırken bazende eşiğine kadar yaklaşmışlar. Ancak hiç bir zaman ilahi rehber olmadan buna kavuşma şansına sahip olmamışlardır. Şu bir gerçektir ki insanlığın fıtratını ve bunlarla ilgili temel gerçekleri bilmeyenler böyle bir sistemin oluşumu için adım atarlarken somut yanılgılara düşmüşlerdir. Bazı hakikatları kavrarken bazılarını anlamada hata işlemişlerdir. Sorunların çözümünde kullandıkları metod ve yanlış teşhisler onları yeni bir arayış içine sokmuştur. Böylece daha önce kabul ettikleri temel çözüm ve teşhis yolları buna bağlı olarak hayat düzenlerini bırakıp yeni tecrübe ve denemelere baş vurmuşlar.
Çünkü o devrin şartlarından ve sorunlarından doğan ve ancak o devrin sorunlarını çözebilecek hayat düzenlerine ihtiyaç duyulmuş ve bunlara çözümler aranmıştır. Böylece çözümlerin tümü evrensellikten ziyade kısır ve geçici tedbirlerden öteye geçememiştir. Bunun sonucu olarak ta bu geçici ve istikrarsız hayat nizamları her devirde ve dönemde başarısız kalmış, sürekli sistem değişikliklerin getirdiği zaman kaybı hedeflerin gittikçe uzamasına yol açmıştır.
Bu değişken sistemlere baktığımızda çok farklı temellere dayandıklarını görürüz. Kimileri milli ve ırkı (hayal düzenlerinin temci düşüncesini bu oluşturur.) Bazıları ise coğrafi ve sınıfsaldır.
işte tarih boyunca insanoğlu böyle maceralara kurban gitmiş ve Allah'ın kendilerine bahşettiği üstün nimetler müstekbirler tarafından istismar edilmiştir. Ve zaten içinde yaşadığımız çağın ezici sorunları karşısında insanlığın tekrar böyle bir maceraya kalkışması düşünülemez, insanın bizzat kendisini ve kainattaki gerçek yerini idrak edip evrensel, daimi, ebedi ve kalıcı ilkelere dayanarak kuracağı bir hayat düzenine şiddetle ihtiyacı vardır, insan bu hayat düzeniyle sürekli değişen ve her yeni günün beraberinde getirdiği değişiklikleri kolaylıkla aşabilir.
Doğabilecek muhtemel sorunların üstesinden gelebilir. Hayat yolculuğunda ilerlerken ürkek ve tedirgin olarak değil, ilahi Rahmetin gölgesinde neşeli ve canlı bir şekilde hedefine doğru ilerler.
Evet gerçeklen insanoğlunun her devirde ve her türlü şartlarda ayrıntıların en küçüğünden en büyüğüne kadar bulun sorunların çözümünü kapsayan bir hayat nizamına ihtiyaçları vardır. Ancak bu hayat nizamı ebedi, evrensel ve daimi olmalıdır. Temeli ilahî ve sonucu Rahmete dayanmalıdır. Böyle bir sistemin varlığı mümkün müdür diye sorarsanız; biz de, elbette mümkündür deriz. Bu Allah'ın kendi kulları için seçip gönderdiği ve razı olduğu sistemdir. O İslâm sistemidir.


İSLAM DİNİNİ DELİLLE BİLMEK


İSLAM DİNİNİ DELİLLE BİLMEK


"İslam dinini delille bilmek" demek; yaptığımız amellerin Kur'an-ı Kerimden ve hadis-i şeriften aslını araştırarak buna uygun amel etmek, dolayısıyla bid'at, hurafe, körü körüne taklid gibi müslümana yakışmayan düşünce, söz ve hareketlerden sakınmak demektir.
Bunu yapmayan bir kimsenin küfür ve şirk bataklığına düşmesi her an için ihtimal dahilindedir.
İslam dini; Allah'ın birliğine teslim olmak, yalnız Allah'a itaat etmek, şirkten ve şirk ehlinden uzak olmaktır.
Allah'ın birliğine teslim olmak; yani bütün ibadetleri yalnız Allah için yapmak.
Allah'a itaat etmek demek ise; Allah'ın emrettiği şeyleri yapmak, yasaklarından kaçmak ve bütün bunları Allah'ın rızasını kazanmak için yapmak demektir.
Bütün resuller insanları, Allah'ın rızasını gözeterek Allah'ın emirlerine itaat ve yasaklarını terk etmeye davet için gönderilmişlerdir.
Bir insanın müslüman olması için şirkten uzak durması gerektiği gibi şirk ehlinin düşünce ve hareketlerinden, adetlerinden ve onlara benzemekten de kaçınması, onları sevmemesi, onlarla dostluk kurmaması gerekir.

İslam Dininin Mertebeleri:
İslam, İman ve İhsandır. Her kademenin ayrıca bölümleri vardır.

İslamın Şartı Beştir:

1 - Kelime-i Şehadet Getirmek,
2 - Namaz Kılmak,
3 - Zekat Vermek,
4 - Oruç Tutmak,
5 - Hacca Gitmek

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahiplen de şahitlik ettiler. Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur. O, Aziz'dir, Hakim'dir." (Al-i İmran: 18)
Allah (c.c)'nün kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet edişi bazı hususlara dikkat çekmek içindir.
Kulların yaptığı ibadetlerden samimi olarak yalnız kendisine yapılanı kabul edeceği gibi, bunun da teslimiyet manasına gelen İslam çerçevesi içinde yapılmasını ister. Bu akidenin sadece inanç ve his halinde kalması değer taşımaz. Ancak buna kitabın hükümlerine uygun olarak ameli ibadet, itaat, tabiyet ve teslimiyet de eklenirse gerçek değerini bulur...
Her asır ve zamanda Allah'a inandıklarını söyleyen bir takım insanlar görürüz ki bunlar Allah'ın şeriati dışındaki herhangi bir nizamın tatbikçisi olmak; Allanın resulüne ve kitabına tabi olmayanlara boyun eğmek ve düşüncelerini, değer ölçülerini Ve ahlaklarını başka kaynaklardan temin etmek suretiyle ibadette Allah'a eş koşmuş olurlar.... Bütün bu hareketler Allah'a inanmış olmalarıyla tezat teşkil ettiği gibi Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına dair Hak Teala'nın şahadetiyle de bağdaşmaz.
Meleklerin ve ilim sahiplerinin şahadetine gelince; bu şehadet onların yalnız Allah'ın emirlerine itaat etmeleri, bütün işlerinde yalnız Allah nizamına başvurmaları ve Allah'tan geldiğine inandıkları her şeyi şüphe ve münakaşaya mahal bırakmadan kabullenmelerinde kendini göstermektedir.
Bu ayet gösteriyor ki Kelime-i Şehadet İslam'ın ilk mertebesidir.
Kelime-i Şahadet'in manası ise:
LA İLAHE: Tağutu ve kendini ilahlaştıranları tanımayıp inkar edeceğime, onlarla ilişkimi keseceğime, kalbimi bu pisliklerden temizlemek için bütün gücümü kullanacağıma dair Allah'a söz veriyorum.
İLLALLAH: İbadetimde ve ibadetimin gerektirdiği şeylerde tam anlamıyla ihlaslı olacağıma; ilim, akide ve amelde sadece ve sadece tek olan Rabbim Allah'ın rızasını hedef kabul edeceğime; bütün amellerimi, ibadetlerimi, ihlasımı, Rasulullah'ın öğrettiği şekilde yapacağıma dair Allah'a söz veriyorum.
MUHAMMEDUN RASULULLAH: Rabbime olan ibadetlerimi insanların düşüncelerine, kendi arzu ve hevesime ve bid'ate göre yapmayacağıma, fakat bütün ibadetlerimi Allah'ın sevdiği, Kur'an'da gösterdiği, resulüne öğrettiği ve Rasulullah (s.a.s)'in de bizlere gösterdiği şekilde yapacağıma dair Allah'a söz veriyorum.
Yukarıda sizlere açıklamaya çalıştığımız "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah" in manası Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine göre düzenlenmiş bir manadır.
Allah (c.c) "La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah'ın manasının tayin edilmesini kullara bırakmamış, aksine Kur'an-ı Kerim'in ayetleriyle bunu defalarca açıklamıştır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İbrahim babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur. İbrahim ardından geleceklere bu sözü devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler." (Zuhruf: 26-28)
Allah (c.c) sevgili kulu ve rasulu olan muvahhidlerin imamı ve ondan sonra gelecek nebilerin babası İbrahim (a.s) hakkında şöyle buyuruyor:
İbrahim babası Azer'e ve kendi toplumunun insanları olan Babil halkı ile kralları Nemrut'a dedi ki:
"Ben sizin taptığınız putlardan uzağım."
İşte bu, "La ilahe"manadır. Çünkü İbrahim (a.s)'ın bu sözlerinden, onun bütün putlardan yani insanların Allah'tan başka ibadet ettiği her şeyden uzaklaştığını, onlardan yüz çevirdiğini anlıyoruz.
"Beni yaratan hariç" ise "İllallah"in manasıdır. İbrahim (a.s)'ın bu sözlerinden sadece kendisini yaratan Allah'a ibadet edeceğini anlıyoruz.
"Bu sözü devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı."
Bu ayet-i kerimede İbrahim (a.s)'ın kendisinden sonra geleceklere miras olarak bıraktığı "söz" bütün müfessirlerin icmasıyla "La ilahe illallah" sözüdür.
"Artık belki doğru yola dönerler."
Yani gerek Mekke ehli gerekse diğer müşrikler belki İbrahim (a.s)'ı örnek alırlar da şirki terk edip, İbrahim (a.s)'ın dini olan tevhid dinine girerler ve gerçek kurtuluşa ererler.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İbrahim ve beraberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah'a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır."(Mümtahine: 4)
"Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız" demek: "Sizi Allah'tan başka şeylere tapmakta olduğunuz için müslüman olarak kabul etmiyor ve reddediyoruz. Ve siz bu tutumunuzda ısrar eder, Allah'ın dinine yönelip iman etmezseniz aramızdaki düşmanlık ve kin devam edecektir" demektir.
Ayet-i kerimede görüyoruz ki; İbrahim (a.s) ve beraberinde olanlar, kavimleri şirki terk etmediği için onlarla bundan böyle aralarında düşmanlık ve kin baş gösterdiğini ilan ediyorlar. Düşmanlık kişinin hareket ve davranışlarıyla belli olur ve kendini gösterir. Kin ise kişinin birini kalbiyle sevmemesidir.
İbrahim (a.s) ile beraberinde olanlar kavimlerini ve onların Allah'tan başka taptıkları şeyleri terk edip uzaklaşıyorlar. Kavimleri şirk içinde oldukları için onları müslüman olarak kabul etmiyorlar. Onlarla dostluk ilişkilerini kesiyorlar ve aralarında bitmez tükenmez bir düşmanlık ve öfke baş gösteriyor.
İşte bu "La ilahe"'nin manasıdır.
İbrahim (a.s) ve beraberindekiler şirkin her çeşidini reddedip Allah'ın dinine yöneliyor ve tüm ibadetlerini yalnızca O'na yapacaklarını, O'na ibadetten ayrılmayacaklarını belirtiyorlar. Bu ise "İllallah"'ın manasıdır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"De ki: "Ey kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmeniz, O'na hiçbir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin." (Al-i İmran: 64)
"Ey kitap ehli!" Bu hitap yahudi ve hristiyan olan ehli kitap ile onların durumunda olanlara yöneltilmiş genel bir hitaptır.
"Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir söze gelin." Yani gerçek manasını bilmeden şuursuzca tekrarlayıp durduğunuz "La ilahe illallah" kelimesinin gerçek manasını öğrenip kabul edin demektir. Burada ehli kitapla müslümanlar arasındaki müşterek söz "La ilahe illallah" sözüdür. Sonra Allah (c.c) bu kelimeyi açıklayarak şöyle buyuruyor:
"Ancak Allah'a kulluk etmeniz, O'na hiçbir şeyi eş koşmamak"
Ne putları, ne haçı, ne ateşi, ne tağutu ne de başka bir şeyi O'na ortak koşmayın. İbadeti sadece tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a has kılalım.
"Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere"
Yani Allah'ın haram kıldığı şeyi helal, helal kıldığı şeyi haram kılan kimselere itaat etmeyelim. İtaat ettiğimiz takdirde onları rab edinmiş oluruz.
"Eğer yüz çevirirlerse"
Eğer bütün bunları kabule yanaşmayıp terk ederlerse...
Biz "La ilahe illallah"ı bu manayla kabul ettiğimiz için müslümanız. Siz ise bu manayla kabul etmediğiniz için kafirsiniz.
Allah (c. c) şöyle buyuruyor:
"Tağutu reddedip Allah'a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır."
(Bakara: 256)
Tağut; hakka, hakikate ve imana karşı gelen Allah (c.c)'nun kullan için çizdiği nizamı ve sınırlan aşan her şeyi ifade eder. Tağut bir şahıs olabileceği gibi, Allah nizamından alınmamış her türlü sistem, Allah'a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, adet ve alışkanlık da olabilir. Kim bütün bunları ne şekilde olursa olsun reddeder ve yalnız Allah'a iman edip bağlanırsa ve Allah'ın kanun ve nizamlarını kabul eder ve tüm yaşantısını buna göre düzenlerse hiç şüphe yok ki kurtulmuştur. Ve onun kurtuluşu kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa bağlanan kişininki gibidir.
"Tağutu reddedip" Ayet-i kerimenin bu kısmı "La ilahe"'nin manasıdır.
"Allah'a iman eden kimse" Ayet-i kerimenin bu kısmı ise "İllallah" in manasıdır.
Dikkat edilirse ayette tağutu reddetmeden kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmanın söz konusu olmadığı vurgulanıyor. Yani bu durumda kişi imandan mahrumdur. Zira "sağlam kulpa tutunma" diye vurgulanan şey imanın ta kendisidir. Tağutu reddetmeden iman etmek hiçbir zaman mümkün değildir.
Tağut genel olarak; kendisine ibadet ettirmek, tabi olunmasını istemek, itaate zorlamak suretiyle haddini aşan mahluk demektir.
Tağutu şöyle de tarif edebiliriz:
İnsanı Allah'a ibadetten alıkoyan, Allah'a giden yolu kapatan, dini Allah'a has kılmayı ve Allah ve rasulune tabi olmayı önleyendir. Bu insi ve cinni şeytan olabileceği gibi ağaç, beton, taş, mezar, inek, para, ateş, vs. de olabilir.
Tağutların başı beş tanedir:
1) Allah'tan başkasına ibadete çağıran şeytandır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ey ademoğlu! Ben size apaçık düşmanınız olan şeytana değil yalnız bana ibadet edin dosdoğru yol budur, diye bildirmedim mi?" (Yasin: 60-61)
2) Allah'ın hükmünü değiştiren zalim idareciler.Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor." (Nisa: 60)
3) Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyendir.Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir." (Maide: 44)
4) Gaybı bildiğini iddia eden kişidir.Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz. Ancak elçileri (resulleri) içinden razı olduğu, seçtiği kimseler başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer."
(Cin: 26-27)
"Gaybın anahtarları O'nun kalındadır. Ondan başka hiç kimse onu bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir." (En'am: 59)
5) İnsanları kendisine ibadete çağıran, insanları Allah'ın indirdiği kanunlardan başka bir kanunla muhakeme olmaya zorlayandır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Bunlar içinde kim: "Ben Allah'tan başka bir ilahım" derse işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz." (Enbiya: 29)
Şimdiye kadar sizlere La ilahe illallah'ı ayetlerle ve hadislerle açıklamaya çalıştık. Şimdi ise Kelime-i Şahadetin ikinci kısmı olan Muhammedun Rasulullah'ı açıklamaya çalışalım.
Rasulullah (s.a.s)'in Allah (c.c)'nün elçisi olduğuna şehadet etmek demek; Rasulullah'ın emrettiği şeylerde ona itaat etmek, haber verdiği şeyleri tasdik etmek, yasakladığı şeylerden kaçınmak ve Allah (c.c)'ya onun gösterdiği şekilde ibadet etmektir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." Allah Gafur'dur, Rahim'dir, "Allah'a ve Rasulune itaat edin" de. Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah kafirleri sevmez (Al-i İmran: 31-32)
Şüphe yok ki Allah'ı sevmek kuru laflarla olmaz. Vicdani bir aşkla da geçekleşmez. Bu dava sadece Allah'ın Rasulune tabi olmak, hidayeti üzere yaşamak ve hayatta onun nizamını gerçekleştirmekle olur. İman da şüphesiz ağızlarda gevelenen sözlerden ibaret değildir. Coşturucu şiirler ve dikilmiş alametler hiçbir zaman imanı ifade etmeye muktedir değildir. Fakat iman Allah'a ve Rasulune itaattir. Rasulullah'ın arz ettiği şekilde Allah'ın nizamını yaşamaktır.
Yukarıdaki ayet-i kerimelerden birincisi hakkında İbn-i Kesir şöyle diyor:
"Bu ayetin hükmüne göre, Allah'ı sevdiğini iddia ettiği halde Rasulullah (s.a.s)'in yoluna ve onun getirdiği hak dine uymayan kişi davasında yalancıdır.
Nitekim sahih bir hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:"Kim bizim emrimize uymayan bir iş işlerse onun ameli geçersizdir."(Müslim)
Ayet-i kerimenin devamında Allah (c.c.) herkese emrederek buyuruyor ki:"Allah'a ve resulüne itaat edin" de. Şayet yüz çevirirlerse (yani onun emrine muhalefet ederlerse) şüphesiz ki Allah kafirleri sevmez."
Bu da gösteriyor ki davranışlarında Rasulullah'a zıt hareket etmek küfürdür. Bu kişiler her ne kadar kendilerini Allah'ı seviyor ve ona yakınlaşıyor zannetse de Rasulullah (s.a.s)'e uyuncaya kadar Allah onları asla sevmeyecektir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"resul size ne verdiyse onu alın. Size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir."(Haşr: 7)


Blog Listem

  • KUR'AN,IN ANASI - Ali_İmran Suresi - Ayet 7 هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ *اُمُّ الْكِتَابِ* وَ*اُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ* فَاَمَّ...
    1 yıl önce
  • ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı - ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı: أَلنِّسَاءِيَّاتْ KADININ NAMAZI EVİNDE OLMALIDIR -2 صلاة المرأة في بيتها -25 الحديث الخامس والعشرون : عَنْ أُمِّ حُمَيهدٍ ا...
    4 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal ha...
    5 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal ...
    5 yıl önce
  • REÇETE-şiir - Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım, Eğlence zümresinin başının tacı hanım, Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım: Dışının görünüşü içinin aynasıdı...
    5 yıl önce
  • SAAT KODLARI - http://sitene-kod-ekle.tr.gg/saat-kodlar&%23305;-flashl&%23305;--k1-.oe.rnekli-k2-.htm
    8 yıl önce
  • Manyaklara Güzel Cevap - Örtünmek İslamın Emridir. Helal olsun bu müslüman kardeşimize.İslamı hakkıyla savunuyor. CHP'den,İSLAM DİNİNE HÜCUM CHP Deşifre Olmuştur Bunlar,Türbanlıyı m...
    8 yıl önce
  • HIRİSTİYANLAR PİSLİKTİR SEVİLMEZ - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    8 yıl önce
  • Hıristiyanlar Sevilmez - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    8 yıl önce
  • Hak Din İslamdır - بسم الله الرحمن الرحيم السلام عليكم ورحمة الله وبركاته (ÂLİ IMRÂN suresi 19. ayet) إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُو...
    9 yıl önce
  • İki Yüzlülük - 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebileceklerini, fakat Allah’tan...
    9 yıl önce
  • İki Yüzlülük - İki Yüzlülüğün Kötülenmesi 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebile...
    9 yıl önce
  • HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) - 15: HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) *BÖLÜM: 1* *Ø** KENDILERINDEN KALEM KALDIRILAN, CEZA VERILMEYEN KIMSELER VAR MIDIR?* *1423-* Ali (r.a.)’den rivâyete göre,...
    9 yıl önce
  • SAPIKLIĞA DÜŞEN KAVİMLERİN GÖRÜŞLERİ - Şimdi bizim sapık kavimlerin rububiyetle ilgili görüşlerini incelememiz Kur’an-ı Kerim’in onları hangi noktalardan ve niçin reddetme yoluna gittiğini ve b...
    10 yıl önce
  • Demokratik çalışma ve amel ilişkisi - *Demokratik Çalışma ve Amel ilişkisi :* İslam adına , müslüman olarak belli bir partinin çalışmalarına katılan kimselerin yaptıkları bu iş, sıhhat şartl...
    10 yıl önce
  • İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT - بســـم الله الرحمن الرحيم "(İyi bilinmelidir ki) Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değildirler. Onlar, iman edip (gerektiği gi...
    10 yıl önce
  • Çay Sohbeti - *İBN-İ TEYMİYYE** ve İBN-İ TEYMİYYE-7.Cilt ve İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT* *İslâm Güneşi,Mekke'den Doğar.Dünyayı Aydınlatır.* *İslâm Bahçesinde,Dinî Yazı,Resim ve...
    10 yıl önce
  • Lanetlikler - الحديث الرابعوالثمانون عن أبي هريرة رضي اللّه عنه قال لَعَنَ رسولُ اللَّهِ صلى اللَّه عليه وسلّم مُخَنَّثِي الرِّجالِ الذينَ يتَبَّهونَ بالنِّساءِوالمُتَ...
    11 yıl önce